menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Üstüne sinekler üşüşmüş son tanrı

24 0
14.05.2026

William Golding’in Sineklerin Tanrısı romanı, Batı edebiyatının en kritik eserlerinden biridir ve anadili İngilizce olan ülkelerde hemen her okulda lise edebiyat müfredatında okutulur. Romanın ayrıca yabancı dil eğitiminde kullanıma yönelik basitleştirilmiş versiyonları mevcuttur. Örneğin ben bu kitapla ilk kez böyle bir sürüm vasıtasıyla, Anadolu lisesinde yedinci ya da sekizinci sınıfta tanışmıştım.  

Çok kısa özet: Öykü dünya çapında sürmekte olan bir savaş sırasında geçmektedir. Aralarında yaş farkı olsa da henüz hiçbiri ergenliğe girmemiş bir grup çocuk bir adaya düşer ve bir yandan hayatta kalmaya çalışırken bir yandan da içlerinde çatışmaya başlar. Kendilerince bir demokrasi inşa etmeye çalışsalar da daha saldırgan olanlar çeteleşerek, zayıfları dışlayarak ve şiddet uygulayarak hayatta kalma araçlarını ele geçirirler. Öldürdükleri bir yaban domuzunun üstüne sinekler üşüşmüş kesik kafasını totemleştiren bu çocuklar “Domuzcuk” lakabı takılan şişman, gözlüklü çocuğu öldürür; birlik ve demokrasi sembolü olan deniz kabuğunu da kırarlar. Nihayetinde çocuklar bir savaş gemisi tarafından kurtarıldıklarında, gördüklerinden dehşete düşen subayın şaşkınlığıyla, analoji tamamlanmış olur: İnsan daha doğuştan başka insanlara şiddet uygulamaya ve üzerlerinde baskı kurmaya meyillidir; bu, “insan yüreğinin karanlığıdır.”

Romanın Soğuk Savaş’ın en yoğun yıllarında, George Orwell’in bugün herkesin “otorite karşıtı” zannettiği antikomünist kitaplarıyla aşağı yukarı aynı zamanda yazılmış olması da, emperyalist Batı’nın bu kitabın üstüne atlayıp bütün çocuklara okutması da tesadüf değil. Sovyet sosyalizmi Nazi Almanyası’nı ezip, o ucubeyi yaratmış olan emperyalist kapitalist sistemin karşısına gerçek bir tehdit olarak dikildiği günden beri, bugün hala içinde yaşadığımız o sistem de insanın özünde kötü olduğu iddiasını temel bir ideolojik önerme olarak benimsedi. Böyle bir rezil yola girdi, çünkü iyiliğin el üstünde tutulduğu ve toplumun paylaşımcılık, yardımseverlik gibi olumlu insani değerler üzerine kurulması gerektiğinin genel kabul gördüğü bir dünyada kapitalizmin sosyalizme karşı hiçbir ideolojik şansı yok. Bireysel bencilliğe dayalı kapitalizm asla ahlaki anlamda sosyalizmden üstün olamaz ve sosyalizm karşısında ancak insanı alçaltarak, onun içindeki iyilik potansiyelini yadsıyarak ve kötülük potansiyelini mutlaklaştırarak, insanları bu alçakça yalana inandırarak ideolojik üstünlük kurabilirdi.

Başardılar ve bugün gerçekten çocuklarımız, çocuklarımızı öldürüyor.

Peki, gerçekten böyle mi ve biz sosyalistler hayalperest miyiz?

Bence bunu iki vakaya bakarak inceleyebiliriz…

Birinci vaka, Batavia Kazası.

Batavia, Hollanda'nın sömürgelerini yöneten Doğu Hindistan Şirketi’ne ait bir gemiydi. Gemi, 1629’da Amsterdam Limanı’ndan Hollanda’nın Doğu sömürgelerinin başkenti olan ve kendisiyle aynı........

© soL