menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Çağımızın çürüyen devleti (I)

23 0
23.10.2025

Her gün siyasi tartışmalarda “devlet şöyle, devlet böyle, devlet şunu yapsın, devlet bunu yapmasın” diye konuşup duruyoruz. Ama gelin, bu hafta bir adım geri atıp düşünelim: Devlet nedir?

Marx ve Engels, 1848’de, Komünist Manifesto’da modern devletin ne olduğu sorusuna çok kısa bir yanıt verir: Modern devlet erki, burjuva sınıfının tümünün ortak işlerini sevk ve idare eden bir komiteden başka bir şey değildir.1

Bu, “manifesto” düzeyinde kuşkusuz yeterli ve doğruluğu tartışılamayacak bir önerme. Modern toplum kapitalist toplum, o toplumun egemen sınıfı da sermayedar sınıfı olduğuna göre, modern devlet de sermaye devleti, yani sermaye sınıfının işlerini görmek için kurulmuş devlettir. Öte yandan devleti bu şekilde, salt araçsal bir biçimde tanımladığımızda, onun kendi içerisinde sürekli sorunlarla boğuşması, zaman zaman da bu sorunlar nedeniyle krize girip kasılması ve işlevlerini yerine getiremez hale gelmesini ancak “tasarım hatası” ile açıklayabilir hale geliriz. Oysa toplumsal olguları, onları oluşturan ilişkilerden bağımsız, akıllı ya da akılsız tasarımdan ibaret görmek onları açıklamak için iyi bir yöntem değildir.

Dahası, bu tanımdaki “ortak işler”in ne olduğu sorusu orta yerde durmaktadır.

***

Takibi sürdürelim. Engels, 1884’te Ailenin, Özel Mülkiyetin ve Devleti Kökeni’ni yazar ve devleti şöyle tanımlar:

Devlet (…) belirli bir gelişme aşamasındaki toplumun bir ürünüdür; o toplumun kendi kendisiyle, uzlaşmaz bir çelişkiye düştüğünün, ortadan kaldırmaya gücünün yetmediği uzlaşmaz zıtlıklara bölündüğünün bir itirafıdır. Fakat bu karşıtlıkların çatışan ekonomik çıkarları, çatışan sınıfların kısır bir kavga içinde birbirlerini ve toplumu kemirmemeleri için, bu çatışmayı hafifletecek, “düzenin” sınırları içinde tutacak, açıkça toplumun üzerinde yer alan bir güç gerekli olmuştur ve toplumdan kaynaklanan ama kendini onun üstüne koyan, topluma gitgide daha çok yabancılaşan bu güç devlettir.2

Burada “ortak iş”in en genel anlamda ne olduğuna dair çok önemli bir saptama var: Herhangi bir sınıflı toplum (dolayısıyla kapitalist toplum da), toplumun çoğunluğunun emeğinin küçük bir egemen azınlık tarafından kontrol altına alınması ve zenginlik biriktirmek amacıyla sömürülmesine dayanır. Doğa insanları zengin ve yoksul yaratmadığına göre, insanların zenginlik ve yoksulluk içine doğmaları, böylelikle sınıfların insan ömrünü aşan bir süreklilik kazanması ancak toplumsal düzenin sürekliliğiyle mümkündür. Sömürülen çoğunluk buna kendiliğinden rıza göstermeyeceğine göre, rıza üretilmelidir. Bunun da iki yolu vardır: İkna, yani ideoloji ve dayatma, yani şiddet.

Dolayısıyla devletin kaynağında, insan oldukları için kendiliğinden hizaya girip sömürüye boyun eğmeyen ezilenlerin hizaya sokulması ve hizada tutulması ihtiyacı var. Böylelikle “ortak iş”in ne olduğunu da saptamış bulunuyoruz. Güzel.

Ne var ki, bu halen bize modern devletin niye sık sık krize girdiğini açıklamıyor.

***

Herhangi bir devletten değil, sermaye devletinden bahsettiğimize göre, sermayedar sınıfın özelliklerine bakmak bize onun devleti konusunda da fikir verecektir.

Kendisinden önceki egemen sınıflardan farklı olarak, sermayedar sınıf, en azından olağan koşullarda, kendisini doğrudan doğruya devlet hiyerarşisi olarak kurgulamaz. Aksine,........

© soL