Çağrışımlar
Son günlerde olup bitenlerin, daha doğrusu, olup da biteceğe pek benzemeyenlerin bende yarattığı bazı çağrışımlardan kısa kısa söz etmek niyetindeyim. Daha kolay okunabilir diye… Bir de, itiraf etmeliyim, yazma kolaylığı olur diye… Önem sırası gözetmeden, ülke içinden başlayıp dışarıya doğru giderek…
***
Kürt kardeşlerimizin içeride dışarıda hayal kırıklıkları devam ediyor. Daha da edecek, demek istemiyorum.
Kürtlerden söz ederken, bu sözcüğün arkasına bir “kardeş” sözcüğünü tekil ya da çoğul olarak eklemekten oldum olası hoşlanmadım. Bunu yaygın olarak yapılanın tersine herhangi bir ikiyüzlülük izi taşımadan söyleyebilecek durumda, hem ideolojik ve siyasal anlamda hem de yakın bağlarım ve ilişkilerim açısından böyle olmama karşın…
Yıllar önce Kürt yakınlarım oldu örneğin. Anmak istediğim biri, aşağı yukarı babam yaşlarındaydı. Çoktan aramızdan göçmüş bu Kürt yakınım, “beyefendi” sözcüğünün taşıdığı bütün olumlu anlamların canlı simgesiydi. Birinci TİP döneminde il başkanlığı yaptığını biraz da övünerek söyler, Aybar’ı nasıl karşıladıklarını anlatırdı. Çok sonraları, bizim Yalçın Hoca kendi deyişiyle “gönüllü sürgününde” Paris’te iken, Med Tv adlı yayın kuruluşunun kendisiyle o sırada Suriye’de bulunan Apo’nun bağlantısını sağlayarak yaptığı yayının olduğu gecelerde beni telefonla arar, “Mesut Bey sizin hoca ile Apo çıkacak, buyurun gelin” diye haber verirdi. Ben de, çoğu kez, çoluk çocuğu toplar gider, evine konuk olurdum.
Bir süre yakın arkadaş olduğum iki Kürt de aklıma geliyor şimdi.
Bunlardan biri, 70’li yıllarda, yönetiminde bulunduğu bir kitle örgütünün kongresinde kürsüde konuşurken, kendisine sataşarak “devrim için savaşmayana sosyalist denmez” diye sıkıştıran salondaki muhaliflerine, yerinde bir hazırcevaplıkla “O sözleri söyleyen Castro’dur, selam olsun ona” diye yanıt vermişti de çoğumuzun sempatisini toplamıştı. Aynı arkadaşım, yıllar sonra bir yerde oturup sohbet ederken, “Apo’nun yanında Castro’nun lafı mı olur!” diyordu.
Bir başka yakın arkadaşımın da, bizimle yan yana, Kürt ve Türk devrimcilerinin birlikte örgütlenip sosyalizm için mücadele etmesini savunduktan sonra geçtiği saflarda bize sövgüler yağdırdığını hüzünle hatırlıyorum. Şimdi o da dünyadan göçtü ne yazık! Ölümü kadar “Hiç utanmıyor musun?” diye soramadığıma da üzülürüm.
***
Son birkaç haftanın çok konuşulan konularından biri en düşük emekli maaşının 20 bin liraya çıkartılması idi. İki gün önce bu konudaki hükümet teklifi Meclis'te oylanırken kendisi bulunmayan bir iktidar milletvekilin pusulasının bir başka vekil tarafından, kutuya mı sandığa mı artık her nereye........
