menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Masum olmayan büyük gözler

10 0
19.04.2026

Peş peşe yaşanan iki olayın ardından suç işleyen çocuk gerçeği sarsıcı bir şekilde toplumun karşısına çıktı. soL’da konuyla ilgili çok sayıda haber yapıldı, köşe yazılarında ele alındı. Kaçıranların en azından Alpaslan Savaş’ın (Küçük Amerika) yazısını okumasını tavsiye ederim. Savaş, yazısında: günümüzde çocukların yetiştiği konjonktürden, onları saran karanlıktan ve nasıl bir geleceksizlikle baş başa olduklarından bahsediyor. Yaşananlara kişisel manyaklık açıklamasıyla değil toplumsal çürümenin boyutlarıyla birlikte bakılabildiğinde zaten böyle bir dünyada, bir çocuğun travmatize olmadan büyüyemeyeceği ortaya çıkıyor. Peki hep böyle miydi?

İnsanlık adına iyi olan birçok başlıkta öyle bir kötüye gidiş var ki; 80’lerde doğmuş bizim yaş kuşağımız bile kendi çocukluğu ile bugünün çocuklarının yaşamı arasındaki farkı görüp dehşete kapılıyor. Sokakta oynayamayan; oyun denince aklına yalnızca ekran gelen şimdiki çocukluk hâli, bunun en görünür örneği. Tarihsel karşılaştırmayı daha da geriye götürürsek, belki de en dramatik tabloyu 18. yüzyılda, kapitalizmin sermayedarlarının sömürüyü en kuralsız biçimde uyguladığı dönemde, görüyoruz. Örneğin İngiltere’de çocuk işçiler, minik bedenlerine “uygun” görülen ağır işlerde daha küçücük yaşlarda eziliyor; çok çocuk doğurmanın daha çok iş gücü anlamına gelmesiyle de yaşamın değeri iyice düşüyordu. Sistemin uyguladığı sömürü şiddeti, şüphesiz sokağa da eve de yansıyordu.

Ancak konumuz sanat. Sanatta çocukluğun yansımaları denince akla gelen çarpıcı isimlerden biri de ABD’li ressam Margaret Keane’dir. Büyük gözlü figürleriyle tanınan Keane, çoğunlukla çocukları, kadınları ve hayvanları resmeder. Eserlerindeki en belirgin duygunun çocukların masumiyeti ve kırılganlığı olduğunu görürüz. Resim sanatı açısından “kiç” sayılabilecek bu işler, özellikle ilk çıktığı yıllar olan 1960’larda ABD’de büyük bir ticari başarı kazanır. Keane’in resimlerinin ticari başarıya ulaşması ve halk arasında bu denli yaygınlaşması, sanat tarihinde “yüksek sanat” olarak adlandırılan sanat ile popüler olan arasındaki ikiliği görünür kılar. Ancak biz bugün Keane’in eserlerine başka bir açıdan bakacağız. 

Öncesinde ise eğlenceli bir bilgiyi paylaşıp geçmek istiyorum: Margaret Keane, resimlerine sadece soyismini kullanarak imza atmış. Ressam olan eşi Walter Keane de bu imzayı kolaylıkla kendi lehine çevirmiş ve bu yanılgıyı fütursuzca övgü toplayarak beslemiş. Resimlerin giderek ticari başarı yakalaması ve bu başarının ardında “ancak bir erkeğin olabileceği” yönündeki ön kabulle, Margaret Keane de (bir şekilde) sadece soyismiyle imzalamaya devam etmiş.  Gerçek ise boşanma davası sırasında görülen duruşmalardan birinde, Margaret Keane’in asıl ressamın kendisi olduğunu iddia etmesi ve bunu kanıtlamak için mahkeme önünde resim yapma yarışına girmeleriyle ortaya çıkmış. Walter Keane mahkemede resim yapmayı reddederken Margaret Keane resmini tamamlamış. Bu sıra dışı olay ve ressamın hayatına dair daha fazla ayrıntı için, Keane’i anlatan “Büyük Gözler” filmi izlenebilir. Konuya tekrar dönecek olursak.

Sanatta abartı, anlatılmak istenen konuyu ya da........

© soL