Yıkım: Münih Güvenlik Konferansı aynasındaki dünya
1963’ten beri toplanan ve hem küresel sistemin güncel durumunu hem de emperyalizmin gidişatını anlamak açısından son derece önemli olan Münih Güvenlik Konferansı’nın bu seneki teması “yıkım”dı. Yıkımla kastedilen ise kapitalizmin dünyayı götürdüğü yer değildi elbette; kastedilen Trump’ın “kurallara dayalı dünya düzeni”ni, yani Batı emperyalizminin sözde hümanist temellerini berhava etmesiydi.
Bu temaya uygun bir şekilde, konferansın bu yılki raporunun adı “Under Destruction”, yani “Yıkım Altında” olarak belirlenmiş, kapağa da Trump’ı işaret edercesine bir fil çizimi yerleştirilmişti. Avrupa yönetici sınıfının eğilimlerinin bir yansıması olan raporda Trump’ın 2. Dünya Savaşı'ndan sonra ortaya çıkan Transatlantik düzeni, yani ABD-Avrupa ittifakını hedef aldığı söyleniyordu ve bunun da üç ayağı bulunuyordu.
Buna göre ABD Trump’la birlikte birincisi, “çok taraflı kurumların ve evrensel kuralların ABD gücünü kısıtlamak yerine artırdığı inancı”nı, ikincisi “açık bir uluslararası düzenin ve ekonomik entegrasyonun ABD’nin refahına ve güvenliğine hizmet ettiği inancı”nı ve üçüncüsü “demokrasi, insan hakları ve liberal demokrasiler arasındaki yakın işbirliğinin stratejik varlıklar olduğu ve ABD dış politikasını yönlendirmesi gerektiği varsayımı”nı terk etmişti.
Böyle fiyakalı cümlelerle ifade edilse de aslında şikâyet edilen şey ABD’nin uluslararası kapitalist sistemin BM ve NATO gibi temel kurumlarını devre dışı bırakması, serbest ticareti hedef alması ve hümaniter emperyalizmden vazgeçip ABD çıkarlarının önceliğini söyleminin merkezine yerleştirmesiydi.
Başta İngiltere Başbakanı Starmer, Fransa Cumhurbaşkanı Macron ve Almanya Başbakanı Merz olmak üzere Avrupalı liderler de buna uygun konuşmalar yaptılar ve Avrupa’nın ABD’ye bağımlılığın azaltılması, daha özerk bir yapıya kavuşması, NATO’daki Avrupa etkisinin artırılması ve elbette ki hızla silahlanılması gerektiği yönünde açıklamalarda bulundular.
En çok merak edilen konuşma ise elbette ki “yıkım”ın faili ABD’nin Dışişleri Bakanı Marco Rubio’nun konuşmasıydı; çünkü geçen yıl ABD Başkan Yardımcısı JD Vance Avrupalı yöneticileri gözlerinin içine baka baka azarlamış, onları Avrupa medeniyetinin temel değerlerine uymamakla suçlamış ve Avrupa elitlerini derin endişelere sürüklemişti. Rubio’nun üslubu JD Vance’inkinden farklı olarak daha yumuşak ve daha sakindi ama gösterdiği doğrultu aynıydı; Rubio Avrupa devletlerine tek şanslarının Trump’ın vizyonuna ayak uydurmak olduğunu, ancak bu şekilde yola birlikte devam edebileceklerini söylüyordu.
Rubio’nun konuşmasının esas önemi ise bugünkü ABD yönetiminin hem yakın tarihe hem de bugüne ve geleceğe bakışını bütün açıklığıyla ortaya koymasından kaynaklanıyordu. Rubio, konuşmasına Münih Güvenlik Konferansı’nın ilk toplandığı yıl olan 1963 yılındaki dünyanın durumunu hatırlatarak başlıyor ve “komünizm ile özgürlük arasındaki çizgi Almanya’nın kalbinden geçiyordu” diyerek Berlin Duvarı’na işaret ediyordu, ayrıca yine aynı yıl Küba Füze Krizi yaşanmış ve........
