menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Divanın tûtîsi

35 0
17.08.2026

“Tûtî-i mu’cize-gûyem ne desem laf değil.”* Klasik Türk Musikisi’nin kuşaklar boyunca dinlenen bu eserini bilmeyen var mıdır? Belki, gençler. Onların da kulağına bir biçimde çalınmıştır. Müzeyyen Senar’dan Zeki Müren’e, Behiye Aksoy’dan Barış Manço’ya nice yorumcunun repertuvarına giren eserin güftesi 17. yüzyıl divan şairlerinden Erzurumlu Nef’î’ye, bestesi Itrî’ye ait.

Tûtî, Farsça papağan demek. Divan şiirinin bülbül kadar aşina olduğu kuşlardan. Güzel sözün, belâgatin, bazen de duyduğunu ustalıkla yinelemenin marifetli sahibi.

Türkçedeki karşılığı dudu. Farsça tûtînin halk ağzında dönüşmüş biçimi. Bu kuş şeker yemeden konuşmadığından olsa gerek divan şiirinde de halk şiirinde de tatlı tatlı konuşmayla özdeşleştiriliyor.

“Gönül eğlencesi ey tutu dillim / Ya benim kaşları hilalim mi var” Âşık Ömer bir şiirine böyle başlıyor. Bir başka şiirinde “Dudu dillim meclis üstüne geldin,” diyor.**

Darıldın mı cicim bana adlı İstanbul kantosundaki “Esmerim güzelim tuti dillim/ Ben yanıyorum, çok seviyorum” nidasındaki tonu Giresun Şebinkarahisar yöresine ait Zülüflerin tutam tutam türküsünde de buluyoruz: “Dudu dillim, ince bellim/ Kalem kaşlım, sırma saçlım.” 

Sevdalıya hitaben, onu övmek için söylenen bu sözlerin bir başka yankısını 2003’te meşhur olan Nazan Öncel’in sözlerini yazdığı Tarkan’ın Dudu şarkısında duyuyoruz: “Dudu dudu dilleri lıkır lıkır içmeli/ Gözleri derya deniz.”

Tûtînâme ise yaklaşık yedi yüz yıllık bir masal kitabı. Sanskritçe aslı Sukasaptati kaybolmuş. 

Hindistan’dan İran’a, Anadolu’dan Avrupa’ya uzanan hat boyunca okunmuş. 1330 yılına tarihlenen Fars dilindeki çeviri, çağdaş basımların kaynağı. Bu eserde elli iki gece boyunca anlatılan hikâyeler varken bugüne otuzu kalıyor.

Kitabı Türkçeye çeviren Behçet Necatigil, sunuş yazısında bu anlatıların Anadolu halk masallarının birçoğuna kaynaklık ettiğini vurguluyor. Helvacı Güzeli, Değişen Kafalar, Dülger ve Kuyumcu bunlara örnek. Değişen Kafalar ise Thomas Mann’a ilham olmuş.

Binbir Gece Masalları ölüme karşı bir direniş anlatısıdır. Şehrazat’ın hayatta kalması hikâyeleri anlatmasına bağlıdır.

Tûtînâme’de de papağan masal anlatarak ölümden kurtulurken bir süre sonra onu dinleyenin yaşamsal gerecine dönüşür.

Tûtînin sözü, dinleyenin eylemiyle arasına girer. Mah-ı Şeker’i kocasına ihanet etmekten alıkoymak için tûtî hikâyeleriyle onu oyalar.

Papağan, Mah-ı Şeker’in hayatı yaşamadan masallarla deneyimleyebileceği kılavuz rolüne bürünür. Böylece masal hayatın akışına müdahale eden bir güce dönüşür.

Tûtînâme’nin girişinde şöyle deniyor: “Hazreti Muhammed Mustafa’ya da binlerce selam olsun ki, Şekeristan ülkesinin tûtîsidir. Allah’ın vahyini söyler; bülbülüdür, bildirilen vahy ile konuşur. Belâgat konusunda en büyük inci, peygamberlik burcunda güneştir. Ona da binlerce selâm ki, Müslüman kullarını sapıklık çıkmazından kurtarıp doğru yola ulaştırdı.”***

Hazreti Muhammed Mustafa’nın Allah’ın vahyini tekrar edip anlatması işlevi tûtîye verilerek onun dilinde ahlâklı yaşam ve hikmetli bilgiler konuşturulmuş. Hikâye yoluyla tarihten çıkarılacak dersler öğütlenmiş. Aynı zamanda anlatıldığı dönemin yaşamına ayna tutmuş.

Kitapta tûtinin anlattığı “Ağaçtan yapılan kız ile âşıklarının hikâyesi” bugünü de aynalıyor. Hikâye şöyle:

“Bir dülger, bir kuyumcu, bir terzi ve bir sofu seyahat etmeye karar verip yola koyuldular. Birkaç zaman dolaşıp, Allah’ın hikmeti, bir gün ıssız, dağlık bir yerde gecelemek gerekti. Vahşi hayvan, canavar korkusundan, nöbetleşe uyumaya karar verdiler. Nöbet dülgere geldi; üçü yatıp uyudular.

“Oturmaktan uykusu gelen dülger, uykuyu önlemek için, âletini eline alıp bir düzgün ağaç kesip, o ağacı yontup, el ve ayak yapıp bir kız heykeli düzdü. Sonra nöbet kuyumcuya geldi.........

© soL