Avcılar duymasın diye
“Derler ki kaz güneye uçarken ince bir dal tutar gagasında/ Avcıların duyabileceği bir ses çıkarmamak için.”
Gözaltılar, tutuklamalar, meslekten men… Öte tarafta bedeli kölelikle ödenen tasasız, sevimli, uzun yaz tatilleri… Avcılar duymasın diye soluğunu kanadına gömenler…
Belli bir mesafeden olup bitenlere bakarken bu iki dize günlerce yankılandı durdu kafamda.
Bu dizeleri, Eliot Weinberger, Tu Fu’nun Yaşamı şiirinde söylüyor.
Tu Fu (712-770) Çin’in en büyük şairlerinden. Şiirlerinde yaşadığı dönemin tanıklığını yapıyor. Şair, Tang hanedanlığının parlak yıllarında doğuyor. Konfüçyüsçü devlet anlayışına bağlı. İyi yönetilen bir devletin mümkün olduğuna inanıyor. Ona göre hükümdar erdemli olmalı, yöneticiler halka hizmet etmeli, devlet halkı korumalı. Literatürde Konfüçyüsçü bilge şair olarak kanonlaştırılmış.
Tu Fu, siyasal bağlılığını büyük ölçüde Tang hanedanlığının meşruiyetinden yana kurmuş, buna karşın şiirlerinde vergi zulmünden, savaş politikalarından ve bürokratik çürümeden etkilenen halkın yaşadıklarına tanıklık etmiştir.
İlkyaz- Mesafeli Bir Bakış şiiri şöyle:
“Bir devlet yıkılsa da / Dağları, ırmakları kalır. / Çangan’ın surları içinde şimdi / Otlar bürümüş budanmamış ağaçları. / Çiçekleri görünce, bir hüzün seli boğuyor içimi./ Gurbetteyim, bu yüzden yüreğimi sarsıyor kuş sesleri./ Üçüncü aydayız ve hâlâ yanıyor işaret ateşleri,/ Geçen yılki gibi./ Evden bir haber gelse tam tamına bin altın değerinde./ Saçımı bağlamaya çalışıyorum,/ Kırlaşmış; toka tutmuyor,/ O kadar seyrelmiş.”
Tu Fu’dan önce Çin şiirinde çoğunlukla doğanın güzellikleri, dost meclisleri, aristokratların hayatı odaktayken, o, şiirleriyle yoksulluğun ve adaletsizliğin görünen bir yaşam alanı olmasını sağlamış. Bu yönelişin belirleyici eşiklerinden biri, kırklı yaşlarındayken, 755 yılında büyük can kayıplarına, kentlerin yıkılmasına, kitlesel göçlere ve merkezî iktidarın çözülmesine yol açan An Lushan isyanını 1 görmesiydi. Saray çevresinde yükselmeyi uman genç bir şairken savaşın, açlığın ve sürgünün tanığı olmasıydı.
Tu Fu, şiirinde savaşın yıkımıyla ezilenleri, eve dönemeyen askerleri, yalnız ihtiyarları, boşalmış köyleri, göç yollarındaki yoksulları anlattı. Yani felaketin insan yaşamında bıraktığı tortuyu. Doğanın düzenindeki ritimle insanın özündeki arayışları yan yana getirdi şair. Onun çağını aşan görme bilgisi, şiirinin zamana direnmesini sağladı. Ölümünün üzerinden yüzyıllar geçmesine rağmen dünyanın her yerinde bugün de okunan bir şair Tu Fu.Eliot Weinberger'ın, şairin düşünce ve imge dünyasından yola çıkarak yazdığı Tu Fu’nun Yaşamı 2 şiirindeki iki dizeye yeniden dönelim.
“Derler ki kaz güneye uçarken ince bir dal tutar gagasında/ Avcıların duyabileceği bir ses çıkarmamak için.”
Çin şiir geleneğinde “xián lú”, yani gagada saz taşımak yüzyıllar boyunca yorumlanmış poetik simgelerden biri. Sesin denetlenip bastırılmasını, avcılardan korunmayı temsil ediyor. Suyla toprağın kıyısında yetişen saz bitkisi esnekliği; kaz ise göçü, sürgünü, mevsim değişimini ifade ediyor. Gagadaki saz metaforu konuşma ile susma arasındaki çizgiye, buradaki imkânın denetlenmesine gönderme yapıyor.
Uzak Yolculuk şiirinde Tu Fu, “Yabani kazlar gagalarında saz taşıyarak yükseliyor/ maymunların çığlıkları ağaçların arasında kayboluyor,” diyor. Felaket coğrafyasındaki kazlar da maymunlar da alegorik birer temsil. Bu ince bitki, şiirin kendisini işaret ediyor. Sesin varlığını koruyarak taşıyan bir araca dönüşüyor. Bu imge, konuşma imkanındaki çerçeveyi açıklıyor. Sözün etki alanı, tanıklığı koruyacak kadar geniş; onu tüketmeyecek kadar sınırlıdır.
Hakikati susturmadan, onun yok olmasına izin vermeden onu nasıl taşıyabiliriz? Tu Fu bu soruyu bin küsur yıl önce savaşın içinden sormuştu.
10 Temmuz’da yitirdiğimiz Ahmet Telli, bundan tam üç yıl önce, temmuz 2023’de Sözcükler dergisinde yayımlanan........
