menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Türkiye’nin rejimi 2: Nasıl bir sermaye egemenliği?

43 0
05.09.2026

Türkiye’nin içine sürüklendiği durum hızla halkımızın başına geleni fark etmesini ve tavır almasını gerektiriyor. Zamana karşı yarışarak anlatma ve halkımızı örgütlü hale getirme sorumluluğu taşıyoruz.

Ancak anlatabilmek için gerekli kavramların anlaşılma güçlüğü var, öte yandan önyargılar, klişeler ve yüzeysel düşünme alışkanlıkları ile aşılması gereken barikatlar dikiliyor önümüzde.

Geçen hafta bu dizinin ilk yazısında Türkiye’de AKP dönemindeki rejimin faşizm olmadığını, emekçi sınıfların mücadelesinin henüz bunu hak etmediğini, ancak burjuva diktatörlüğünün özel bir anında olduğumuzu yazmıştık. 

Geçen hafta çözümlemeye başladığımız kavram burjuva diktatörlüğüydü, bu haftanın ise temel kavramı tekelci sermaye olacak. Çünkü Türkiye’de sermaye sınıfının yapısını anlamadan siyasetle ve rejimle ilişkisini de çözmek mümkün gözükmüyor.

Tekelci sermaye kavramının kendisi bazı anlaşılma güçlükleri barındırıyor. 19. yüzyılın sonlarında ve 20. yüzyılın başlarında Avrupa ve ABD’de bir alandaki üretimin önemli bir kısmını kontrol eden dev şirketler ortaya çıktı, bunlara tekel dendi. Örneğin, bunlar bir ülkede demir-çelik üretiminin veya petrol üretiminin büyük bir kısmını diğer şirketleri yutarak kontrolü altına alan bir sermaye birikimini temsil ediyorlardı. Ayrıca mali sermaye alanında büyük banka tekelleri belirdi.

Şimdi Türkiye’ye bakınca sanayide, ticarette, hizmetlerde veya bankacılıkta tek bir alanda sermaye yoğunlaşmasına işaret eden tekelleri genellikle görmüyoruz ama buna karşı bütün bu alanlarda faaliyet gösteren holdinglerle karşılaşıyoruz.

Örneğin Koç Holding’e baktığımız zaman gerçi TÜPRAŞ, Opet, Aygaz sahipliği ile enerji alanında, birçok şirketle beyaz eşya alanında tekel olduğunu görsek de aynı zamanda inşaat, bankacılık ve sigortacılık, ticaret, otomotiv ve silah sanayisinde büyük yatırımları olduğunu biliyoruz. 

Yine Sabancı Holding de benzer şekilde bankacılıktan ticarete sanayiden enerjiye birçok alanda alt şirketlere sahip. Her iki tekel de her yıl katlanan büyük gelirlere bildiriyorlar, örneğin Koç’un ilan edilen net geliri 2025’te 22 milyar TL, gerçeğini bilemeyiz. Ayrıca görünenin ötesinde diğer şirketlerin hisse senetlerini ellerinde tutarak çok daha büyük bir sermaye alanını kontrol ediyorlar.

İşte bizim tekelci sermaye dediğimiz sınıfın yapısı böyle.

Şimdi siyasetle ilişkisine bakabiliriz. Bu ilişkinin bir evrimi var ve bu Türkiye iktisat ve siyaset tarihi anlamına geliyor, bir köşe yazısında ele alınması imkânsız. Ancak ele aldığımız........

© soL