menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Savaş kadar yoran savaş beklentisi

13 15
02.02.2026

Tahran çarşısındaki gösteriler 2025’in son günlerinde başladığına göre yaklaşık 5 haftadır İran konuşuyoruz.

İç politik bir düzlemde başlayan gösteriler önce kanlı çatışmalara dönüştü sonra hızla jeopolitik alana kaydı ve orada sabitlendi. En azından şimdilik.

Haftalardır "ABD İran’a saldıracak mı?" sorusuna yanıt aranıyor. Sorunun kendi içerisinde dalları budakları var. Saldıracağı neredeyse kesin gibi ama saldırının kapsamı, şiddeti, süresi ne olacak bilemiyoruz.

Neredeyse dört haftadır her Cuma sabahı gerilmeye başlıyoruz. ABD borsalarının kapanacağı saatin Türkiye saatiyle kaça denk geldiğini hesaplayıp alarmlar kuruyoruz. “Cuma’ya Cumartesi’ye bağlayan gece başlayan ABD bombardımanı...” şeklinde haber ve yorum cümlelerini kafamızda döndürüyor, hazırlanıyoruz. Altın, gümüş, bakır, teneke gibi saksağanların sevdiği ne kadar parlak metal varsa fiyatları önce yükseliyor, sonra düşüyor. O arada başta Trump ve şürekası olmak üzere birileri milyar dolarlarına milyar dolar ekliyor. Brent petrolün varili 70 doları aşıyor, sonra kademeli olarak bir miktar geri çekiliyor. O arada ekranlardan bir alt yazı geçiyor: “...şu günden itibaren benzine bilmem kaç lira, bilmem kaç kuruş, motorine ...”.

Ocak ayının başından beri, ABD Başkanı Donald Trump, artık alışmış olmamız gereken çirkin üslubuyla İran’a olası saldırıyla ilgili olarak her gün farklı bir şey söylüyor. Sürekli yalan söylediğini de bildiğiniz için tam tartamıyorsunuz. Saldıracağı mı yalan, saldırmayacağı mı?

Yine de net olan iki unsur var. Birincisi aracılı veya aracısız bir arka kapı diplomasisinin devam ettiği. İkincisi ise ABD’nin bölgeye ciddi bir askeri yığınak yaptığı.

Diplomasi cephesinde çok aktör var. Görünen o ki, aralarında Türkiye’nin de bulunduğu birçok bölge ülkesi yıkıcı etkilere yol açabilecek bir savaş istemiyor. Çoğu ABD müttefiki olan bu ülkeler diplomatik bir çözüm bulunsun, ateş kendi bacalarını sarmasın gibi bence haklı kaygıları var.

Bu ülkelerin tamamına yakını çok çeşitli sebeplerle güçlü bir İran istemiyor ama tümüyle yıkılmasının sonuçlarından da kaygı duyuyorlar.

Bu toplam içerinden Türkiye’nin kaygılarına yakından bakmak gerek. Türkiye ile İran bölgesel rakip. Bunun tarihsel kökenleri çok eski ama yakın zamanda kalalım. Türkiye düzeni 1946’dan beri kapitalist Batı’ya özel olarak da ABD’ye “en kahraman ve en birinci bölgesel müttefik” olduğunu kanıtlama çabası içerisinde. Şah Pehlevi düşene kadar bu konudaki en güçlü rakibi İran’dı.

İran’da molla rejimi kurulunca, özellikle de ilk yıllarından itibaren “devrim ihracı” çabasına girince Ankara bayağı rahatladı. Türkiye’nin kendisini Batı’ya beğendirmek için en çok kullandığı dış politika söylemi “Biz bölgemizde istikrar üretiyoruz, İran ise istikrarsızlık” oldu.

Şimdi İran’da olası bir rejim değişikliği, daha açık bir şekilde söylemek gerekirse, Tahran’da ABD ve İsrail’e dost bir yönetimin işbaşına gelmesi bir çuval inciri berbat eder. Örnek olsun anakarasını ve adalarını baştan aşağı ABD üssüne de çevirse Yunanistan veya PKK, Barzani, Talabani........

© soL