menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Kapitalizmde şey

10 9
11.02.2026

Arz, talep, üretici, tüketici, tasarrufçu… Bütün bu kelimeler arkasında sosyal sınıfları saklar. Burjuvayı, işçiyi, rantiyeyi saklar. Sistemin ana noktası emek sömürüsüne dayalı sermaye birikimi olunca kapitalist ve kapitalizm ana ilgi noktasıdır. Onun için iktisatta tek tanımlanmış ve bir kurumsal yapısı olan kapitalizmdir. Ve ikincisi de üretilen değerin (üretim sermayesinin) satılarak kâra (para sermayesine) dönüştüğü piyasalardır. Bu iki önemli ana kurumsal yapı üzerine kurulmuş bir liberal iktisatta çalışanlar, işçi olarak adlandırılmazlar. Onlar sermayedardan farklı değildir çünkü aynıdır her ikisi de tüketir, üretir, yani her ikisi de birey olup kendi çıkarını en ön plana alacak olan homoeconomicus’tur. Fakat bu iki kavram doğada, gerçek hayatta yoktur. Birey yani tek ve bölünmeyen hiçbir şeyin tesiri altında kalmayıp kendi kararını kendi çıkarına göre en iyi şekilde alabilen yaratık doğada örneği olma yan bir özgürlük masalı kahramanıdır. Onun biraz daha gerçeğe yakını Homoeconomicus’tur yani iktisadi insan. Ama o da doğada insan olarak var olsa da hiçbir zaman söylenildiğinin tersine tam enformasyona sahip olup kendi için en doğru kararı alamaz. İnsanın sosyal bağlamsal bir varlıktan koparılıp soyut bir insana indirgenmesinin altındaki neden hem emek sömürüsüne dayalı üretim ilişkilerinin görünür olmasını engellemek hem de üretim ilişkilerini önemsizleştirmektir.

Kapitalizm üretimin ve üretilen malların fetişleştirildiği düzenin temsilcisi işçileri, kendi sermaye birikiminin aracı olarak görmektedir. Diğer bir deyişle kapitalist için işçi üretim sürecinde sömürdüğü bir nesneden ibarettir. Üretim ilişkilerinde asimetrik güç ilişkisi sermayedarın işçisine karşı her türlü bencilliği ve zorbalığı yapmasına kapı açabilecektir. İşçi de hızlı kapitalist üretim çarkı içerisinde kendisini malı üreten olarak değil malın üretiminde kendisinin kullanımına ihtiyaç duyulan bir araç olarak görecektir. İşveren için işçilerin önemi kendi içsel özelliklerinden sosyal çevrelerinden bağımsız olarak onların işyerindeki performansına göre biçimlenir. İşçi ne kadar fazla verimli çalışıyorsa işveren için o kadar önemli olacaktır. Verimlilik ölçütü rakamlardır, kaç saat çalışıyor, saatte ne kadar mal üretiyor? Kaç dakika mola kullanıyor? gibi… Bunların toplamında öne çıkan işçinin işveren için anlamı “ayın en verimli elemanı” bağlamında olacaktır. Kısacası üretim ilişkileri sosyal bağlamından koparıldığında şeyleşme ortaya çıkar. Sosyal yaşamda Marx’ın yabancılaşma (aliénation) kavramı ile Lukacs’ın şeyleşme (Réification) kavramı birbirini tamamlar. İşçi kapitalist üretim zinciri içinde kendi emeğini kendi kontrol edemediği için ürettiği şeyin üzerinde de kontrolü yoktur. Üretim zincirinin çarklarından biri olması kendisine ve çevresine yabancılaşmasına neden olur. Hem ürettiği malın yabancısıdır hem de diğer işçilerle o malı daha fazla üretmek adına örtük bir rekabet halinde olması onu çevresine karşı da yabancılaştırır. Yabancılaşma işçinin kapitalist üretim sürecinde yaşadığı deneyimler sonucu insanın kendinden özne........

© soL