Yaşam yolumuz için yolları ayırmalı
Soğuk bir kış gecesi… Leningrad’ın üzerindeki gökyüzü bombardımanların yankısıyla titriyor. Kent neredeyse üç yıl boyunca Nazi Almanyası orduları tarafından kuşatıldı; iki buçuk milyon insan açlıkla, soğukla ve hastalıklarla baş başa bırakıldı. Bazen açlık bombalardan daha acımasızdır. Ekmek rasyonu 125 grama kadar düştü. Aileler birer birer eksildi, dondurucu soğuk ve salgın hastalıklar binlerce can aldı. Tarihin en yıkıcı kuşatmalarından biri yaşanıyordu.
Ama en koyu karanlıkta bile bir çıkış yolu bulunur. Karadan tamamen çevrilen Leningrad’ın dış dünyayla tek bağlantısı, Ladoga Gölü’nün donmuş yüzeyinde açılan o incecik hattı: Yaşam Yolu.
Soğuk eksi 30 dereceleri buluyordu. Üstelik göldeki buz her yerde aynı kalınlıkta değildi; bir adım sonrası belirsizlikti. Alman uçakları yolu bombalıyor, topçu ateşi buzun üzerinde çatlaklar oluşturuyordu. Kamyon sürücüleri geceleri farlarını kapatarak, yalnızca işaretleri takip ederek ilerliyordu. Çünkü durmak, teslim olmak demekti.
Yaşam Yolu gerçekten de yaşamla ölüm arasındaki çizgiydi. Kamyonlar buzun kırılma riskine rağmen yiyecek, ilaç ve mühimmat taşıdı; çocukları, hastaları ve yaralıları tahliye etti. O geçici güzergâh büyük bir örgütlenmenin eseriydi. Askerler, yerel........
