Türkiye’yi savunmak
Dünyanın adım adım bir dönüm noktasına ilerlediğini görüyoruz. Dengelerin şekillenmesinde büyük rol oynayan çeşitli güçlerin aralarındaki çatışmalar, bulunduğumuz bölgeden son derece şiddetli hissediliyor. Özel bir dönem ve bu özel dönemde siyaseti meşgul eden neredeyse bütün gündemler bu büyük gelişmelerle ilişkili olarak şekilleniyor. Direnç ve uzlaşmayı bu gelişmeler belirliyor. Düzen güçleri buna göre taraflaşıyor. Ve yeni bir yol da ancak bu gelişmeler dikkate alınarak açılabilir.
Türkiye’nin yaşanan gelişmeler karşısında seyirci kaldığı söylenemeyeceği gibi aktif pozisyon alıp yaptığı her hamlenin sonuçlarına hakim bulunduğu da elbette söylenemez. Zaten sürüklenme tam da budur. İktidar içeride konsolide olamadığı gibi dışarıda da attığı adımların yarattığı sonuçlar ve süreç içinde inşa ettiği söylemleri arasındaki çelişkiyi örtememekte ancak çeşitli önemli başlıklarda kendisine angaje etmeyi başardığı düzen muhalefetinin marifetiyle hareket kabiliyetini korumaktadır. Türkiye'de iktidar kavramının iktidar ve muhalefet partileri ile bütüncül bir projeksiyonu ifade ediyor oluşu da bir kez daha açıklıkla gözlemlenebilir hale gelmiştir.
Bir bütünlükten ama aynı zamanda toparlanması güç bir dağınıklıktan söz ediyoruz. Halkın canını okuyan koşullar da, daha büyük felaketlere kapı aralanması anlamına gelen süreçler de devam ediyor. Ancak pürüz çoğunlukla vekâlet savaşları içerisinde kimin vekili olunacağı ya da yeni emperyalist paylaşım döneminde ağzı sulanmış sermaye takımı için verilebilecek hizmetlerin sınırları konusunda ortaya çıkıyor. Yani hem bir kapasite hem de bir ‘beşinci kol’ meselesinden söz ediyoruz.
Klasik uluslararası........
