Nükleer savaş neden mümkün?
Bir dönem “Soğuk Savaş bitti, nükleer tehdit kapandı” denirdi. Akademide, siyasette, medyada bu riskin tarihe karıştığı anlatılırdı. Bugün ise tarihe gömülenin bu masallar olduğunu görüyoruz. Nükleer silahların kullanılıp kullanılmayacağı sorusu artık yalnızca bilim kurgu meraklılarının değil, bütün insanlığın gündeminde. Çünkü ne yazık ki, kâr hırsına teslim edilmiş, plansız ve kontrolsüz bir dünyada nükleer de dahil hiçbir felaket ihtimal dışı değil.
Uzun yıllar nükleer savaşı engellediği söylenen şey Dehşet Dengesi’ydi: “Basarsan ben de basarım, hepimiz yok oluruz.” Mutually Assured Destruction (MAD), yani Karşılıklı Garantili İmha. İnsani değildi ama bağlayıcıydı. Sorun şu ki, bugün bu dengeyi ayakta tutabilecek merkezi ve rasyonel karar alma mekanizmalarından söz etmek neredeyse imkansız. Olağanüstü bir hız, çok başlılık ve dağınıklık hâkim. Üstelik teknoloji ilerledikçe de olası nükleer krizler daha “kolay yönetilebilir” değil, tersine daha karmaşık ve katmanlı hale geliyor.
Burada en önemli faktörlerden biri hız. Hipersonik füzeler, otomatik erken uyarı sistemleri, ne taşıdığı saptanamayan başlıklar karar sürelerini saniyelere indirdi. Eskiden “bekleyip emin olalım” denebilecek anlar için bugün “kullanmazsan kaybedersin” mantığı öne çıkıyor.
Nükleer silah kullanımının büyük güçler tarafından bu kadar rahat telaffuz edilebilmesi ise onların zamanla daha “güvenli” hale getirilmiş olmalarından kaynaklanmıyor. Şöyle açıklayalım, “taktik”, “düşük verimli”, “sınırlı etkili” gibi kavramlarla çeşitli ölçeklerde farklı işlevlere yönelen nükleer silah........
