Dalgaları karşılayan gemiler gibi
Mustafa Suphi ve arkadaşlarının, partiyi kurdukları Bakü'den memlekete yola koyulmaya karar vermeleri, sadece işgale karşı başlayan milli mücadeleye dahil olmak için değil, aynı zamanda elde edilecek zaferin sağlam temellere oturmasını sağlamak içindi. Ulusal kurtuluş sosyalizmle taçlanmalıydı. Devrimin güvencesinin bu olduğunu düşünüyorlardı.
Devrimin ürünü Cumhuriyet bugün büyük bir yıkım yaşıyor ve zafer kime karşı kazanıldıysa, ülkede şimdi onların borusu ötüyorsa haklı çıktılar demektir. Yüz beş yıl önce 28 Ocak’ı 29’una bağlayan gece Karadeniz’in soğuk sularında katledilmeleri affedilmez elbette. Ama bundan fazlası var. Haklı çıktıkları için bu ülkenin on beşlere ödemesi gereken bir borcu var.
Bağımsızlığını emperyalist işgale direnerek elde etti bu halk. İhanet edenler, işbirlikçiler oldu elbette. Diğerleri gibi onlar da yenildiler. Bağımsızlık fikri yüceldi, işbirlikçilik mahkum oldu. Bu, cumhuriyetin çok gurur duyulacak iki kazanımıdır. Şimdi ülkenin iktidarı ve muhalefeti Amerikancılığa hizalanıp, tam boy NATO’culukta buluştuysa, Suphilerin haklılığı vatanın çektiği ceza demektir. Çünkü yüz beş yıldan geriye para ve makam derdinde yeni işbirlikçiler, sermaye sınıfının hırsıyla sürüklenip büyük kırılmaların eşiğinde duran bir ülke ve güvenliği tehdit altında bir halk kaldı.
Devrimlerin ışığıdır aydınlanma fikri. Bizimkinin de öyle. Cumhuriyetin, dinselliği devletin dışına itmesi, Anadolu’nun ortaçağdan çıkışı anlamına gelir. Şimdi tarikatlar........
