‘Lüzumundan fazla münevver’
Ahmet Davutoğlu, bir manifestoyla siyasete veda etti.
Ama İzmir’in süper laik CHP’li belediye başkanının bile AK Parti’ye el salladığı zamanlarda AK Parti’nin ikinci genel başkanının siyasete muhalif bir manifestoyla veda etmesi muhalif çevrelerin yüreğindeki stratejik derinliği çok yüksek Davutoğlu nefretini yatıştırmaya yetmedi.
Davutoğlu, her zaman karşısında renkli bir “haters gonna hate” ittifakı buldu.
AK Partiler onu Reis’e karşı CHP’yle işbirliği yapmakla suçlarken, CHP’liler içinse her zaman AK Parti’nin İslamcı ve Neo Osmanlıcı Dışişleri Bakanı olarak kaldı.
Aleviler ve solcular Esad’ın mutlu laik ülkesindeki “huzuru” kaçırdığı için onu asla affetmedi.
Reisçiler ise Paris’te IŞİD’in bastığı Charlie Hedbo’nun anmasında yürüdüğü için…
DEM çizgisindeki Kürtler, kendi yanlışlarıyla yüzleşemedikleri 7 Haziran ve 1 Kasım 2015 arasında olanların sorumluluğunu ona yıktılar, milliyetçiler çözüm sürecinin faturasını Serok Ahmet’e kestiler.
Liberaller için “İttihatçı, neo Osmanlıcı”, Pelikancılar için “Alman ajanı” oldu.
Halbuki Davutoğlu’nun Başbakanlık yıllarında, CHP’yle koalisyon görüşmeleri yapan, çözüm sürecini Dolmabahçe Mutabakatı’na kadar getiren, henüz hiç kayyım atamamış, henüz Kavala’yı, Demirtaş’ı, Büyükada’dakileri, Brunson’ı tutuklamamış, yolsuzluk yaptığı iddia edilen bakanları istifa ettirip, Yüce Divan’a göndermeye çalışmış, gazetecilerle ve muhalefetle diyaloğa açık bugün özlemle hatırlanacak bir AK Parti vardı.
Yani bu kadar kin biriktirecek kadar kimsenin ayağına basmamıştı.
Ama Davutoğlu’nun hem şansı hem şansızlığı hem içeride hem de dışarıda derin bir kırılma döneminin siyasi aktörü olmasıydı.
Arap Baharı’nın yükselişinin rüzgarını arkasına almış çok popüler bir Dışişleri Bakanıydı.
Ama aynı zamanda Arap Baharı’nın çöküşünün yükü omuzlarında kalmış bir Başbakan oldu.
Çözüm Süreci’nin Serok Ahmet’i, Hendek Olayları’nın kamu düzeni açıklamaları yapan Başbakanıydı.
Paris’ten Boston’a bütün dünyayla birlikte Türkiye’yi de vuran IŞİD katliamlarının, bizzat PKK’nın başlattığı şehir savaşlarının ağır siyasi faturası ona yıkıldı.
Davutoğlu, aktörü olmadığı uluslararası alt üst oluşların sanki esas failiymiş gibi suçlandı.
Türkiye Suriye’deki katliamlara, Mısır’daki darbeye karşı yalnızlaştıkça, buna stratejik yalnızlık dendi.
Bu stratejik yalnızlıktan çıkıp Putin’le, Esad’la, Sisi’yle yeni bir dünya kurmak gerekiyordu ama Davutoğlu’nun tarih bilgisi, ümmet bilinci ona adım attırmadı.
Davutoğlu’nun akademik formasyonu, onu her meselenin tarihini, ahlakını ve uluslararası sonuçlarını birlikte düşünmeye sevk ediyordu.
Oysa siyaset çoğu zaman eksik bilgiyle, zaman baskısı altında ve geri dönüşü olmayan süfli kararlar almayı gerektiren bir işti.
Davutoğlu’nun tarih bilgisi dış politikasına ufuk kazandırdı.
Ama aynı tarih bilgisi, siyasetin gerektirdiği sert pragmatizmi benimsemesini de zorlaştırdı.
Uzun yıllar aslında Erdoğan’ın........
