menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Savaşa kap kâğıdı

17 0
13.09.2026

Hem anne, hem baba tarafından dedelerin, büyüğüyle küçüğüyle amcaların, dayıların, eniştelerin subay, “asker kökenli” olduğu bir ortamda büyüdüm. Babam da öyle ama ben doğunca istifa ediyor.

Dedeler, büyük akrabalar İstiklâl Harbi dâhil birçok cephede görev yapmış tabii. Sonraki nesil analar-babalar da hem Kurtuluş Savaşı’nın çocukları, hem de İkinci Dünya Savaşı’nın gençleri… Annemin “kızlık soyadı”yla da paşa babasından miras; “Savaş” çocukları…

Akrabalarımız arasında yok ama bilfiil savaşmaktan yaş farkıyla kurtulan bazıları da Kore Savaşı’na yakalanıyor. İlkokulda oturduğumuz Emek Mahallesi eski 67. Sokak’ın köşesinde Kore gazisi manav amca var. “Koreli Manav” olarak anılıyor.

Bir üst sokakta da Kore kökenli bir aile, “Hanifi amcalar”… Hanifi Amca’nın station dolmuşuyla bazen ailecek pikniğe gidiyoruz. Gazi “Koreli Manav” da aksayan ayağıyla Hanifi Amca’ya meyve-sebze satıyor.

Öyle savaş anısı mı olur!

Aklım az erdiğinde merak ediyorum elbette: “Kim bilir neler görmüşler, ne maceralar yaşamışlar?” Sinemada ağzım açık seyrettiğim, mantar tabancamla, ucuna bağlı tıpası pıtlayan tüfeğimle, oyuncak askerlerimle yeniden çevirdiğim savaş sahnelerini bizzat onlardan dinleyeceğim.

Hüsran! “Heves”im kursağımda… Ne “Ak tolgalı beylerbeyi haykırdı, ilerle” babından davudî bir giriş nidası, ne o kafiyeli “Asker Duası”; “Minareler süngü, kubbeler miğfer /Camiler kışlamız, müminler asker”, ne de “Kılıcımı vurdum taşa, taş yarıldı baştanbaşa”… Öyle bir tane savaş anlatısı hatırlamıyorum.

Görünür-görünmez yara bereleriyle, dünya savaşlarının belli-belirsiz izleriyle cümleten savaş gazisi sülâle beklediğim o muharebelerden söz etmiyor. Mustafa Kemal ve Atatürk anılarının yanında, savaşla ilgili tek tük yoksunluk hikâyeleri, yiyecek karneleri… Öyle sivil sivil savaş macerası mı olur! İnsan kaç düşman öldürdüğünü filan söyler en azından.

Nefsi savaş filmiyle öldürmek

Ben de ne yapayım, nefsimi bi güzel savaş filmleriyle öldürüyorum. Ama tercihimiz “ecnebi” savaş filmleri. Amcalar yapıyorlar… Bizimkiler figürü-figüranıyla pek öyle değil. Derslerde, her yerlerde anlattıkları için konusunu da biliyoruz. Filmin sonunu da… Bayramlarda Açıkhava sinemalarında gösteriliyor daha çok.

Bizim çekirdek aile de yabancı film gösteren sinemaların müdavimi. Ankara, bilhassa Kızılay, Bahçelievler sinemaları o günlerde harika. Gösterimdeki savaş filmleriyle Resimli-Filmli Dünya Savaş Ansiklopedisi gibi.

Çocuk yaşımda savaş taktiklerinin hepsine hâkimim; evde-sokakta “silahlı tatbikat”ını da yapıyoruz arkadaşlarla… Yıllar sonra kısa dönem askerlikte bile görmediğim “yaygın” eğitim, talim-terbiye o eğitsel filmlerle.

Spartaküs, Ben-Hur, Kleopatra, Jül Sezar’ın ardından Birinci, İkinci Dünya Savaşı filmleri külliyatı… Çoğu üç saat. Doktor Jivago, En Uzun Gün, Kartal Yuvası, Büyük Firar, The Dirty Dozen, Navaro’nun Topları’nı hâlâ ezbere, bir çırpıda sayıyorum.

Meksikalıları pek sevmiyoruz

Kovboy filmleri de var tabii. Ama köyden bozma “kasaba”, bar muharebeleri o kadar heyecan vermiyor. Düellolarda hep John Wayne kazanıyor zaten. Bazen İkinci Dünya Savaşı filmlerinde de oynuyor ama başarısız. Tek tabanca kovboyluk bünyesine sinmiş bir kere. “Emre tâbi” çavuşluğun onu kesmediği belli. 

Hem öyle iki dirhem bir çekirdek kovboylar da gerçekçi değil. Kızılderililerle “Uzun Bıçaklar”ın, “Mavi Ceketliler”in savaşları, tüm kahramanların öldüğü Alamo Fedaileri gibi filmler hem heyecanlı, hem gerçek katliamlardan yuvarlama.

Sonunu düşünen kahraman olamaz, düşünmeyen de ölüyor gidiyor bittabi. Alamo’yu koca bir orduyla zapteden Meksikalıları -Zagor’un soylu dostu Çiko hariç- ta oradan sevmiyoruz. Ne beyaz adam, ne saf kan Kızılderili, bizi andırıyorlar.

Öyle benzerlikler Güneş Dil Teorisi’ne bile mevzu oluyor! Mesela Mayalar, Kızılderililer hamama “tamazkal” diyormuş; Apaçi Türkçesiyle “temiz kal” yani… Lâkin Uluslararası Türkçe Olimpiyatları’nda bi onlar yoklar. Manitu’ya taptıkları için bence.

Barış sahneleri çok sıkıcı

Esasında hepsini istisnasız seyrediyoruz. Savaş olsun da kimin savaştığı fazla önemli değil. “Western”de Kızılderilileri, çağdaş savaş filmlerinde ise ilkokulda bize süt tozu veren Amerikalıları ve müttefiklerini tutuyoruz. “Büyük devletler” geçmişte yaptığı katliamları türlü yollarla unutturuyor küçük çocuklara…

Ne kadar çok savaş, çatışma olursa film o kadar heyecanlı. Araya........

© Serbestiyet