menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Güzellik, altın oran ve biriciklik

24 0
30.08.2026

Aşk gibi güzellik de tarifi üzerinde uzlaşılan bir mevzu değil. Ama ilk kez ne zaman âşık olduğunu hatırlıyor insan. Ya da yaşadığı o ilk heyecanı “aşk”a uyduruyor. O yüzden “İlk aşk unutulmaz” edebiyatı bir dönemin en çok satan romanı.

Güzelliğe gelince işler daha bir karışıyor sanıyorum. Zira -en azından kendi payıma- gerçek, kusursuz, inanılmaz gibi kelimelerle ifade edilen “güzellik”le ilk kez ne zaman karşılaştığımı, o çarpılma ânını ne zaman yaşadığımı pek hatırlamıyorum mesela.

Gönül kimle oynarsa güzel odur dönemi

Hayatın boyunca “güzel”ler çıkıyor karşına tabii. İlkokuldan itibaren ront adımlarıyla “Dört yanım almış güzeller /Bir bir yandan biri bir yandan” oluyor elbette de kastettiğim “güzellik tablosu” o değil.

Onlar bu kusurlu âlemdeki “acayip güzel”den çok biraz “Gönül kimle -saklambaç, elim sende- oynarsa güzel odur” tesellisinin/tesisinin ilk üniteleri. Büyüdükçe değdiğin güzelliği zihninde sen acayipleştiriyorsun. Romanlara, şiirlere, destanlara konu olan “güzellik” işçiliğiyle, sinemada, fotoğraflarda, resimlerde karşılaştığın “güzellik tablosu” da farklı.

Yazımdaki meramım da gönlün, aşkın, edebiyatın biçimlendirdiği flu, işlenmiş güzellik değil bakakaldığın “doğal, kusursuz” güzelliğin keskin, net hatları… O aşk gibi zihnine, gönlüne bir hazırlık, Ece Ayhan’ın deyişiyle “örgütlenme” süresi tanımıyor. Sıfır noktasında ortaya çıkan bir çarpılma, çarpışma… Bir tablo olarak güzellik.

Antik güzellikte Altın Oran

Hangi yaşıma başıma denk geldiğini tam hatırlamasam da denklemi sadeleştiren, elenen adaylar arasından kalanları arşa çıkaran formül aklımda. Çocukluğumdan hafızama yerleşen Altın Oran… İlk kez Antik Yunan’da ortaya çıkan mimaride, heykelde kullanılan bu matematiksel, geometrik düzen, “oran”, daha sonra doğada, insanda evrensel güzellik ölçütünün, kusursuzluk, mükemmellik arayışının da formülü.

Bu kavrama çocukluktan aşinalığım annemin Elizabeth Taylor ve Grace Kelly’yi (Buzdan Venüs) öyle, her seferinde o kelimelerle özetlemesi: “Altın Oran herkese nasip olmaz…” Ona göre dünyanın en güzel kadınları. Lâkin ikisi de bana uymuyor; ebeveynlerinle beğenide, güzellikte uzlaşmak (da) “kaide”ne ters zaten.

Benim güzelliğine ilk hayran olduğum kadınlardan birisi sanıyorum Ingrid Bergman. Mahalledeki erken/ergen güzellik yarışmalarında onun yetişkin güzelliğini savunurken argümanlarım net: “Mermerden yontulmuş güzellik”, “Roma heykelleri, Venüs gibi”… Finalde de altın vuruşu yapıyorum: “Güzellikte Altın Oran bir kere…”

Tarihe sere serpe uzanan güzellik

Mitolojiye, dağda, aramızda yaşayan tanrılara, onların yeryüzündeki rakibi antik filozoflara, ozanlara, yazarlara dayanan böyle “masalsı argümanlar” o günlerde de ilgi alanım. En eğlenceli, esprili, en insanî “kutsal” hikâyeler onlarda. Yaşamları hayatla, kullarla iç içe, kusurları, zaafları kullarla yarışta… Eh bir de “Adamlar üç bin yıl önce görmüş, söylemiş, uydurmuş, yapmış abi” meselesi var.

Güzellik tezlerinin de hâlâ Antik Yunan’a, Roma’ya o heykeller misali sere serpe uzanması ondan. Kusursuz simetri, mermerden yüz, vücut… Kadın güzelliğine çevirisi keskin, pürüzsüz yüz hatları, belirgin elmacık kemikleri, hokka ağız, burun, boy pos filan gerisi yalan........

© Serbestiyet