Neden Enkaz Altında Kaldık? (9): Yönetmelikler değişti, binalar değişmedi
Bu yazı, Türkiye’nin deprem yönetmeliklerini veya onları hazırlayan bilim insanlarını ve mühendisleri değersizleştiren bir yazı değildir. Tam tersine, yönetmeliklerin arkasındaki bilimsel emeği teslim ederek şu soruyu soruyor: Bu kadar bilgiye, bu kadar acı tecrübeye ve giderek ayrıntılanan kurallara rağmen neden betonarme konut yapma geleneğimizi değiştiremedik?
Deprem yönetmeliklerinin değişmesi olağandır; hatta gereklidir. Her deprem yeni veri üretir. Yapıların gerçek davranışı, yeni malzemeler, hesap yöntemleri, zemin bilgisi ve kaydedilen yer hareketleri mühendislik bilgisini geliştirir. Bilim ilerlerken yönetmeliğin hiç değişmemesi bir istikrar göstergesi değil, öğrenmeyi reddetmek olurdu. Sorun değişikliğin kendisi değil; öğrendiğimizin projeye, şantiyeye, imar düzenine ve mevcut yapılar için alınacak tedbire neden bu kadar az yansıdığıdır.
AFAD’ın kendi tarihçesine göre deprem yönetmelikleri 1947, 1953, 1961, 1968, 1975, 1998 ve 2007’de yenilendi; 2018 Türkiye Bina Deprem Yönetmeliği ise bir hazırlama komisyonu, 110 kişilik alt çalışma grubu ve sekiz çalıştayın ardından hazırlandı. Bunlar küçümsenecek işler değildir. AFAD – Türkiye Bina Deprem Yönetmeliği
Benim eleştirim, yönetmeliklerin yenilenmiş olmasına değil; yönetmelik ilerlerken yapı üretim düzeninin geride kalmasına, yeni bilgi mevcut yapı stokunda risk azaltma sorumluluğu doğurduğu hâlde idarenin bu sorumluluğu sistemli biçimde yerine getirmemesinedir.
1975 Yönetmeliği: Döneminin büyük atılımı.
1975 tarihli Afet Bölgelerinde Yapılacak Yapılar Hakkında Yönetmelik, kendi dönemi bakımından devrim niteliğinde bir adımdır. Bugün elimizdeki bilgisayarların, yazılımların, veri tabanlarının ve iletişim imkânlarının bulunmadığı koşullarda bu metni hazırlamak için harcanan emeği hayal etmek bile zordur. Döneminin modern yönetmelikleri arasında yer alan bu düzenleme, betonarme bina tasarımı ve yapım kalitesi bakımından önemli bir sıçramadır.
Sonraki yönetmelikler elbette yeni bilgiler ekledi. 1997’de yayımlanıp 1998’de yürürlüğe giren düzenlemeyle güçlü kolon-zayıf kiriş, sargılama ve yapısal düzensizlikler gibi kavramlar daha ileri bir çerçeveye kavuştu. 2007 Yönetmeliği mevcut binaların performans değerlendirmesini mevzuata taşıdı. 2018 Yönetmeliği konuma özgü tehlike parametreleri, farklı deprem yer hareketi düzeyleri ve çok daha ayrıntılı tasarım kuralları getirdi. Sonraki bilginin daha ileri olması, 1975’teki emeği ve atılımı değersizleştirmez.
Ayrıca eski bir bina, sonradan çıkarılan yönetmeliğe uymadığı için geçmişe dönük olarak kusurlu sayılamaz. Projeyi yapan mühendisin sorumluluğu, tasarım ve yapım tarihinde yürürlükte olan mevzuata ve o günün bilimsel-teknik kurallarına göre belirlenir. Fakat bu hukuk ilkesi, bugün riskli olduğu anlaşılan binaya karşı idarenin bugün tedbir alma sorumluluğunu ortadan kaldırmaz. Geçmişe yürümeyen kural ile geleceğe dönük koruma ödevi birbirine karıştırılmamalıdır.
Her depremde karşımıza çıkan dört fotoğraf.
Bana betonarme konut binalarımızda tekrar tekrar karşılaştığımız dört temel kırılganlığı say deseler, bir çırpıda yumuşak kat, kapalı çıkma, kısa kolon ve bitişik nizam derim.
Yumuşak kat çoğu kez yüksek, geniş ve duvarsız bırakılan ticari zemin katta ortaya çıkar. Üst katların dolgu duvarlarla daha rijit, zemin katın ise daha esnek olması; ötelenmenin ve hasarın bir katta yoğunlaşmasına yol açar. Deprem enerjisi yapı boyunca düzenli dağılmak yerine o katta birikir.
Kapalı çıkma, üst katları parsel sınırına doğru taşıyarak hem kütleyi ve eleman taleplerini artırabilir hem de düşeyde düzensiz bir geometri oluşturabilir. Her kapalı çıkmalı bina mutlaka güvensizdir denilemez; doğru taşıyıcı sistem ve ayrıntılarla mühendislik çözümü üretilebilir. Ancak deprem sahalarında tekrar tekrar olumsuz örneklerini gördüğümüz bir konut geleneğini, yalnızca hesapla telafi edilebilir olduğu için sürdürmek zorunda değiliz.
Kısa kolon; bant pencere, kısmi dolgu duvar, kot farkı veya asma kat gibi nedenlerle kolonun serbest boyunun azalması sonucu ortaya çıkabilir. Daha rijit hâle gelen bu kısa bölge büyük kesme kuvveti alır ve sünek davranış geliştiremeden gevrek biçimde hasar görebilir.
Bitişik nizamda ise yeterli deprem derzi bırakılmayan, kat seviyeleri veya yükseklikleri farklı komşu binalar depremde birbirine çarpabilir. Bir binanın hareketi diğerinin kolonuna veya döşemesine darbe olarak aktarılır. Bu nedenle bitişik nizam yalnız tek binanın hesabıyla değil, imar kararı ve komşu yapıyla birlikte ele alınmalıdır. İstanbul için en önemli tehlikelerden biri bitişik nizam yapılardır. Depremin yıkamadığı binaların birbirini yıkması maalesef olasıdır.
Bu dört başlığın tamamı yönetmelikte aynı teknik kategoriye girmez ve hiçbiri tek başına her yıkımın nedeni sayılamaz. Zemin, proje, malzeme, işçilik, denetim ve sonradan yapılan müdahaleler birlikte incelenir. Fakat bunlar hızlı tarama yöntemlerinde dahi risk önceliğini artıran, deprem gözlemlerinde tekrar eden yapısal kırılganlıklardır. (Yapısal düzensizlikleri de incelediğim doktora tezim; kapalı çıkmalı binaların deprem davranışı)
Düzensizliği tanımlamak, onu sınırlamak değildir.
1998, 2007 ve 2018 yönetmeliklerine ilişkin temel eleştirim burada başlıyor. Bu metinlerde hiçbir yapısal sınır yoktur demek doğru olmaz; bazı düşey süreksizlikler açıkça yasaklanmış, farklı düzensizlikler için hesap ve tasarım koşulları getirilmiştir. Fakat konutlarda yıkıcı sonuçlarını defalarca gördüğümüz bazı yerleşim ve taşıyıcı sistem tercihleri için yeterince yalın, bağlayıcı ve yaygın kırmızı çizgiler üretil(e)memiştir. Düzensizlik çoğu zaman yasaklanmak yerine tanımlanıp daha fazla deprem yükü getiren farklı bir hesap yöntemine havale edilmiştir.
Yumuşak kat bunun en çarpıcı örneğidir. 2 Eylül 1997’de yayımlanıp 1 Ocak 1998’de yürürlüğe giren Yönetmelik, B2 yumuşak kat düzensizliği için rijitlik düzensizliği katsayısı sınırını 1,5 olarak tanımlıyordu. 2007 ve 2018 yönetmeliklerinde bu sınır 2,0 oldu. Formülün kat yüksekliğiyle normalleştirilmesi ve komşu katlarla karşılaştırılmasında teknik farklar bulunmakla birlikte, kat yükseklikleri eşit tipik bir konut binasında 1,5 ile 2,0 arasındaki bir rijitlik farkı artık B2 düzensizliği sayılmıyor. Bu geriye gidişin gerekçesini anlamak güçtür. (1997 Yönetmeliği; 2007 Yönetmeliği; 2018 Türkiye Bina Deprem Yönetmeliği)
Daha temel soru ise katsayının 1,5 mu, 2,0 mi olduğundan önce gelir: Zemin katı........
