Neden Enkaz Altında Kaldık? (6): Şantiye şefi Süpermen değildir!
İki bin liralık imza, ömür boyu sürebilecek sorumluluk
4 Ekim 2022’de İMO Hatay Şubesinde, 5 Ekim’de İskenderun Temsilciliğinde birer tecrübe paylaşımı yapmıştım. Deprem nedeniyle mühendislerin, mimarların ve müteahhitlerin hukuki sorumluluklarını anlatıyordum. Beş ay sonra o kentlerin büyük bir yıkım yaşayacağını elbette hiçbirimiz bilmiyorduk.
İskenderun’daki toplantının sonunda genç bir kadın meslektaşım söz istedi. Maddi zorluklar içinde çalışarak okuduğunu, mezun olalı bir yıl olduğunu ve iş bulamadığını söyledi. Yap-sat müteahhitlerinin ruhsat alabilmek için bir şantiye şefi imzasına ihtiyaç duyduğunu; bir yapıya imza atması karşılığında (o günün koşullarında) 2.000 lira aldığını anlattı. Müteahhitle birlikte notere gitmişler, attığı imzanın yalnızca ruhsat işlemi için olduğunu, sahada denetim ve sorumluluk üstlenmeyeceğini belirten bir belge düzenlemişlerdi.
“Bu belge beni sorumluluktan kurtarır mı?” diye sordu.
Cevabım hayırdı. Şantiye şefinin kanundan ve mevzuattan doğan görevleri, müteahhitle imzaladığı özel bir kâğıtla idareye, yapı sahibine ve ileride o binada yaşayacak insanlara karşı ortadan kaldırılamaz. Üstelik o belge, görevin fiilen yerine getirilmeyeceğinin baştan bilindiğini gösterdiği için kusur değerlendirmesinde aleyhe de yorumlanabilir. Elbette ceza sorumluluğu yalnız imzanın dosyada bulunmasıyla otomatik olarak kurulamaz; kişinin fiili, gerçek yetkisi, ihlali, sonuçla nedensellik bağı ve objektif isnat edilebilirlik ayrı ayrı incelenmelidir. Fakat noter belgesinin sihirli bir sorumsuzluk zırhı olmadığı açıktır (3194 sayılı İmar Kanunu, m. 28).
Sonra zihnimi asıl meşgul eden soru geliyor: Diyelim ki beş ay sonraki depremde bu genç meslektaşımızın kâğıt üzerinde şantiye şefi olduğu binalardan biri yıkıldı ve insanlar öldü. Kusuru varsa elbette sorumluluğu tartışılacak. Fakat yalnız onu bulup cezalandırmak adalet olacak mı? Bir sonraki depremde insanların enkaz altında kalmasını önleyecek mi? Onu işsizliğe, yoksulluğa ve iki bin lira karşılığında adını bir ruhsat dosyasına vermeye mecbur bırakan sistemi sorgulamayacak mıyız?
Mühendisi depremden önce karar verici yapmayan, şantiyede bulunmasını mümkün kılmayan ve emeğine karşılık güvenli bir ücret sağlamayan düzen; depremden sonra o mühendisi dosyadaki imzasından buluyor. Bu, adalet arayışından çok günah keçisi üretmeye elverişli bir mekanizmadır.
Şantiye şefinden Süpermen olması bekleniyor.
Şantiye şefliği, yapı üretiminin en önemli görevlerinden biri. Proje müellifi binayı tasarlar; yapı denetim görevlileri ve idare belirli aşamalarda kontrol yapar. Şantiye şefi ise yapının her gün, saat saat nasıl üretildiğini sevk ve idare etmesi gereken kişidir. Projeyi sahaya taşıyan, iş sırasını kuran, ustaya talimat veren, uygunsuz imalatı durduran ve yapılan işi kayıt altına alan odur.
Yönetmelik şantiye şefine; yapımın ruhsat, etüt ve projelere uygun yürütülmesini sağlama, gereken tedbirleri aldırma, yetki belgeli usta çalıştırılmasını gözetme, uygun malzeme ile makine kullanımını sağlama, iş sağlığı ve güvenliği önlemlerini aldırma, defter ve tutanakları düzenleme, ayrıca herhangi bir imalata başlanmadan en az bir gün önce denetim sorumlularına haber verme gibi son derece geniş görevler yüklüyor (Şantiye Şefleri Hakkında Yönetmelik).
Kâğıt üzerindeki bu görev listesini sahaya tercüme edelim. Bir işçi yüksekten düşecek olsa şantiye şefinin onu havada yakalaması; bir usta betona su katmaya yeltense suyu üfleyerek kovasına veya hortumuna geri göndermesi; tek bir etriye aralığı projedekini aşmasın diye her birini ölçmesi bekleniyor. Donatı bağlanırken, kalıp kapanırken ve beton dökülürken orada olmalı. Yapı denetim kuruluşu geldiğinde orada olmalı. Belediye denetim yaptığında orada olmalı. İş güvenliği tedbirlerini, malzemeyi, imalatı, tutanakları ve çalışanları aynı anda izlemeli.
Bütün bunlar bir şantiyede bile tam zamanlı ve güçlü bir teknik örgütlenme gerektirir. Fakat sistem, Süpermen’de bile bulunmayan bir yeteneği de şantiye şefinden bekliyor: aynı anda dört ayrı şantiyede bulunabilmek.
Bir kişinin dört şantiyeye imza atmasına izin verip her birindeki bütün imalatlardan onu sorumlu tutmak, görev tanımlamak değildir. Fiilen yapılamayacak bir işi mevzuata yazıp sonuç ortaya çıktığında sorumluyu dosyadan seçmektir.
Müstakil yönetmelik için bile 2019’u bekledik.
Şantiye şefliği İmar Kanunu’nda ve farklı ikincil düzenlemelerde yıllardır yer alıyordu. Modern çerçevenin önemli eşiği, 2009’da 5940 sayılı Kanunla İmar Kanunu’nun değiştirilmesiydi. Ardından 16 Aralık 2010’da “Yapı Müteahhitlerinin Kayıtları ile Şantiye Şefleri ve Yetki Belgeli Ustalar Hakkında Yönetmelik” yayımlandı. Ancak yapı üretiminin bu kadar kritik bir görevi, müteahhitlik kayıtları ve usta belgeleriyle aynı düzenlemenin içinde ele alınmış; TMMOB de bazı hükümleri daha 2011’de yargıya taşımıştı (2010 tarihli düzenleme ve TMMOB’nin itirazı).
Şantiye şefliğine özgü müstakil yönetmelik ancak 2 Mart 2019’da yayımlandı; 2 Haziran 2019’da yürürlüğe girdi. Bu ilk metin, bir şantiye şefinin toplam 30.000 metrekareyi aşmamak üzere beş ayrı işi üstlenebilmesine izin veriyordu. Yani düzenleme geldi ama görevin şantiyede fiilen yapılmasını sağlayacak temel mesele çözülmedi.
İMO yıllarca “her şantiyeye bir şef” ve “şantiye şefliği tam zamanlı bir görevdir” diyerek raporlar hazırladı, yönetmelik taslakları oluşturdu; genç mühendislere ve milletvekillerine mektuplar gönderdi. Oda, 1.500 metrekareyi aşan işlerde tek şantiye, işin niteliğine uygun deneyim, meslek içi eğitim,........
