menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

İmzalı ama “yayınlan(a)mayan” mevzuat: Deprem güvenliğini kim, neden engelliyor?

40 25
05.01.2026

Bilimin ve mühendisliğin doğası gereği, büyük felaketler yeni öğretiler getirir. Japonya’dan Şili’ye, Kaliforniya’dan Yeni Zelanda’ya kadar dünyanın her yerinde süreç aynı işler: Deprem olur, yıkım analiz edilir, yönetmelikler güncellenir ve yapı stoku daha güvenli hale getirilir, yeni yapılacak binalarda öğrenilenler uygulanır. Bu, devletin vatandaşına karşı en temel Anayasal ödevi olan “yaşam hakkını koruma” yükümlülüğünün bir parçasıdır.

Statik hesaplar yaklaşıktır ve değişmez gerçeklikler değildir, kabuller içerirler. Can kaybının en çok yaşandığı konut binalarında, depremden sonra da kesintisiz hizmet vermesi beklenen hastane, okul gibi kamu binalarında statik hesapların öngördüğünün üzerinde tedbirlerin mevzuatla zorunlu tutulması da yaygındır. Depremlerden öğrenilenler ilave tedbirleri belirler.

Ancak Türkiye’de, 6 Şubat 2023 depremlerinden sonra işleyen takvim, evrensel akışın tersine dönmüş durumda.

Depremin üzerinden neredeyse üç yıl geçti. Biz bu üç yılda neyi tartıştık? Güvenliği mi, yoksa “eski, güvensiz kurallarla inşaat yapma hakkını” mı?

Kamuoyunda genellikle “Deprem Yönetmeliği” (TBDY) konuşulur ancak müteahhitler için asıl kutsal metin Planlı Alanlar İmar Yönetmeliği‘dir. Çünkü bir arsadaki toplam inşaat alanı, dükkan metrekaresi, emsal hesabı; kısaca “paranın matematiği” burada yapılır.

6 Şubat bize acı bir şekilde gösterdi ki; bu yönetmeliğin izin verdiği (hatta teşvik ettiği) bazı uygulamalar, binaları mezara dönüştürdü: Zemin kat dükkan olsun diye duvarların kaldırılması veya zemin kat yüksekliğinin artırılması ile ortaya çıkan yumuşak kat; alan kazanmak için yapılan binanın mantar gibi dışarı taşırılması ile oluşan kapalı çıkma; bant pencereler veya asma kat nedeniyle oluşabilen kısa kolon; binaların Çin Seddi gibi yan yana yapılması nedeniyle oluşan, şehir planlamada nizamsızlığın timsali olan bitişik nizam. Bu 4 sorunu çözebilsek ve kat sayılarını sınırlayabilsek depremde binaların toptan çökmelerinin ve dolayısıyla vefatların (bireysel gözlemimle) yüzde yetmişini önleyebileceğiz.

Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı, bu gerçekle yüzleşerek 12 Mayıs 2023’te radikal bir adım attı. Asma kat yasaklandı, kapalı çıkmalar sınırlandı, kat sayısına göre binaların proje müellifliği için tecrübe şartları getirildi. “Doğru olan buydu.”

Ancak hemen ardından “sektör lobisi” devreye girdi. “Projelerimiz hazır, ruhsatlarımız yanmasın, ticari alanımız küçülmesin” baskısı, yaşam hakkının önüne geçti. Önce 12 Ağustos 2023’te kurallar esnetildi (Zemin 7 kata kadar kapalı çıkma izni........

© Serbestiyet