Hukuk enkazı ve deprem dosyalarında infaz popülizmi
11-12 Aralık 2025 tarihlerinde Hacı Bayram Veli Üniversitesi’nde düzenlenen “Türk Ceza Hukuku Mevzuatının 20 Yıllık Uygulamasının Değerlendirilmesi (Prof. Dr. Cumhur ŞAHİN’e Armağan) Sempozyumu” kapsamında ülkemizin neredeyse tüm ceza hukuku çalışan akademisyenleri ve çoğu uygulamacıları bir araya geldik ve tecrübelerimizi paylaştık. Açılış oturumundan başlayarak birkaç konuda herkes hemfikirdi. Bunları sıralayacak olursak:
2005 yılında yürürlüğe giren ve genel kabulle reform niteliğinde ola Türk Ceza Kanunu’nun zaman içinde uygulamadan edinilen tecrübelerle değişmesi olağandır ancak bu kadar çok değişiklik anlaşılabilir değil.
Siyasetin günlük endişelerle yaptığı değişiklikler ceza kanununun öngörülebilirlik niteliğini sarsıyor.
Asıl büyük problem kanunun yetersizliği değil kanunun uygulanmaması veya uygulayıcıların kanunu öngörülemez şekilde ve hukuk ilkelerine aykırı yorumlayarak uygulaması.
Akademisyenlerle veri paylaşılmaması nedeniyle nitelikli kriminal çalışmalar yapılamıyor, kanun değişiklikleri de siyasetin tekelinde ve nitelikli bilimsel destek olmadan yapılıyor.
İnfaz düzenlemeleri içinden çıkılmaz bir hal almış, ceza hukuku alanındaki akademisyenler dahi hangi suçlunun ne kadar cezaevinde kalacağı (yatar hesabı) konusunda net bir cevap veremez halde, özetle infaz öngörülebilir değil.
Gerçek suçlarda neredeyse hiçbir suçlunun yatarını cezaevinde tamamlamaması ve sık sık yapılan infaz düzenlemeleri (aslında özel aflar) ile ceza çekilmeden çıkılacağına dair yaygın inanç.
İnfaz sistemi ıslah mantığından uzak, cezaevi gözlem kurullarının keyfi kararlar veriyor.
Sempozyuma damga vuran sunumlardan biri ise bir yargı mensubunun samimi cümleleri idi: “Mis gibi olsun istiyoruz ama “mış” gibi yargılama yapıyoruz”.
Umarız siyaset de sempozyumda sunulan tebliğleri dikkate alır.
Deprem Popülizmi ve Hukuk Tekniği.
Geçtiğimiz günlerde bu köşede, yeni infaz düzenlemesinin bir adalet reformu değil, bir tür “Depo-Stok Mühendisliği”olduğunu; kasten öldürmenin, uyuşturucu ticaretinin, hırsızlığın, yağmanın, dolandırıcılığın “stoktan düşüldüğünü” verilerle ortaya koymuştuk (https://serbestiyet.com/yazarlar/infazin-depo-yonetimi-sucluyla-mutareke-muhalifle-mucadele-227837/) . Ancak o büyük resmin içinde, enkazın altında kalan çok daha spesifik bir “hukuk cinayeti” ve “bilimden kopuşun” kanıtı var: Deprem Dosyaları.
Kanun koyucunun ve idarenin, 6 Şubat depremleriyle ilgili yargılamalarda takındığı tavır, hukuk devleti ilkeleriyle değil, ancak “saf popülizm” ve “günahları gizleme” çabasıyla açıklanabilir.
6 Şubat depremlerinde on binlerce insanımızı kaybettik. Elbette sorumlular cezalandırılmalı. Yükümlülük ihlalleri doğru tespit edilip, netice ile nedensellik bağı kurulup objektif isnat edilebilirlik ortaya konularak tüm sorumlulara ceza verilmeli. Ancak idare, kendi denetimsizliğini ve imar aflarını unutturmak için, deprem davalarındaki sanıkları (mühendisleri, mimarları) infaz indirimlerinden hariç tutarak algı ve öfke yönetiminden başka ne sağlıyor?
Buradaki amaç adalet değil. Amaç; “Bakın biz deprem suçlularını affetmiyoruz” diyerek, hırsızı ve uğursuzu affetmenin ve depremde enkaz altında kalan bir sistemdeki günahlarının üzerini örtmek. Oysa hukuk, konjonktüre göre eğilip bükülen bir şey değildir, olmamalı. Bir yanda binlerce kişinin ölümüne sebep olan imar rantı düzenini kuranlar dışarıdayken, onlarınki siyasi sorumluluktur denerek geçiştirilirken, teknik sorumluluğu tartışmalı mühendislerin “günah keçisi” ilan edilip infazda ayrımcılığa uğraması hukukun değil popülizmin zaferidir.
Bir problem daha var burada. Ceza kanunlarımızda “deprem suçu” diye bir tanım yok. Olmayan tanımı fiilen üretmenin hukuksuzluğu bir tarafa, infaz düzenlemesinden istisna tutulan suçları belirtmek için tamamında parantez içinde TCK maddesi yazılabilmişken deprem dosyaları için bir kanun maddesi yazılamamış, çünkü yok. Deprem dosyaları “taksirle öldürme” (TCK m. 85) kapsamında yargılanır. Olası kast varsa da TCK 81.
İstisna tutulan maddelerde “kasten öldürme” (TCK 82) kapsam dışı gibi anlatılıyor ya, öyle değil. Kasten öldürme suçunun sadece “d, e ve f” bentleri infaz düzenlemesi dışında kaldı, diğer bentleri faydalanıyor, yani kasten öldürme suçlarının büyük çoğunluğu faydalanıyor. Akraba, kadın, çocuk olmadığı........
