menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Toplumsal kimliklerimiz ve narsisizmimiz

23 0
23.08.2026

Toplumsal kimliklere tutunmaya fazlaca muhtacız çünkü yalnızız ve sahipsiz bir tek başınalık duygusunun altında sarsılmaz bir dal arayıp duruyoruz. Uğradığımız haksızlıkların hıncıyla bizim olanı elimizden alanları sınırların dışına atmak ve herkesin bizim gibi olduğu bir kendi toplumumuzu yaratmak istiyoruz. Tarihi geriye götüremeyeceğimiz için suyu yokuş yukarı akıtmanın tek yolu olarak kimliklere delice bağlanıyoruz. Ne var ki toplumsal kimliklerimiz bizi besleyen güç kaynaklarıymış gibi görünürken bunun bedelini özgürce kullanacağımız yaratıcı enerjimizi anlamsız bir narsisizm içinde yok ederek ödüyoruz.   

Toplumsal kimlik, yani kişinin bireysel dünyasını aşan bir gruba aidiyeti üzerinden kendini tanımlayarak bunun en belirleyici vasfı olduğunu düşünmesi çoğu kez pek çok sorunun çözümsüzlüğünün ana nedenidir. Kişi burada bireysel tercihlerini kendine -ve doğru olduğunu düşündüğü şeylere- göre belirleme hakkını ve yetisini görünmez bir şekilde özdeşleştiği grubun açık ve örtük taleplerine devretmiştir. Grup aidiyeti, bireysel varoluşun önüne geçmiştir. O kimliğe sahip olunmadığında, bireysel tercihler hiçbir sonuç üretmeyen anlamsız basit hareketler gibi gözükür. Kişi ne denli zayıfsa kimlik o ölçüde hayati hale gelir.

Toplumsal kimlikle kurulan özdeşleşme yeterince güçlü bir aidiyet sağladığında kaynağı anonim ve kişilerin her zaman bilinç düzeyinde açıklayamasalar da içten içe hissetmekten memnun oldukları bir güç aktarımı yaşanır.  Buna rağmen bireysel tavır ve tutumlara hâlâ izin varmış gibi de gelir ancak bu bir yanılsamadır. Başka bir deyişle, bu yaşandığında kendi başımıza ve bağımsız bir şekilde hareket ediyormuş, özgürce istediğimizi seçebiliyormuşuz gibi hissederiz ama gerçekte olan şey, ayrılmaz şekilde kendimizi bağladığımız grubun parçası olabilmek için evvelce belirlenmiş olan kuralların ve yolların bizi bütünüyle yönlendirmesi sırasında başka şeyler düşünerek bunu deneyim dışı bırakmaktır. Aksi halde kimliksizleşiriz! Peki, evvelce belirlenmiş bu kurallar ve yollar neye göre belirlenmiştir?   

Bu, bir parti politikası, siyaset ideolojisi, dini bir öğreti, ortak geçmişin ve kültürün zamanla kendiliğinden oluşturduğu bir doğrular bütünü olabilir ve böyle olduğu için ilk bakışta yaratıcı bir içeriğe sahipmiş gibi gözükebilir. Daha açık bir ifadeyle, bütün bunlar sanki bir grup insanın hayatın içinde kendi varoluşunun yolunu bulmak ve bu yoldan gitmek için ürettiği değerler ve doğrular toplamı gibi karşımıza çıkabilir. Oysa gerçekte, toplumsal kimlikler böyle işlemez. Onun en önemli özelliği yaratıcı bir içeriğe sahip olmamasıdır. Örneğin, bir dini öğreti başlangıçta oldukça özgün ve yaratıcı bir içeriğe sahiptir. Kişiler bu öğretiyi benimsediklerinde daha fazla bireyselleşmek ve daha fazla sorgulamak zorunda kalırlar çünkü henüz bu bir toplumsal kimliğe dönüşmemiştir. Öğretinin kime ya da kimlere ait olduğu henüz belli değildir ve bir anlamda insanlığın ortak değeridir. Daha fazla yaratıcı üretimi beraberinde getirir ve bu aslında sonu olmayan bir süreç halinde devam etmelidir. Böyle olduğunda,........

© Serbestiyet