Suriye’de savaş için Türkiye’de barış
Hamas’ın 7 Ekim’deki saldırısını bahane eden ve Ortadoğu coğrafyasını (ABD’nin desteğiyle) kan gölüne çeviren İsrail’in saldırıları, sadece savaş bölgelerinde değil civar ülkelerde de önemli sarsıntılara yol açtı. Bu sarsıntılardan payını alan ülkelerden Türkiye’yi etkileyen ise daha çok Suriye’deki gelişmeler oldu. Türkiye destekli cihatçı HTŞ’nin iktidara gelmesi, AKP iktidarında büyük bir memnuniyet yarattı. Ahmet eş-Şara liderliğindeki HTŞ, farklı etnik/dini kökenli toplumları/ulusları vahşi katliamlarla merkezi devlet yapısına biat ettirmeye çalışırken, AKP iktidarı da HTŞ üzerinden Suriye’de söz sahibi olmaya çalışıyor. Kuşkusuz Türkiye için bu söz sahipliğinin aşil topuğu ise Rojava’daki özerk yönetim.
ABD ve İsrail, kendileriyle çelişkisi olan ülkelerdeki iktidarları -açık veya vekil işgallerle- devre dışı bırakırken, örgütleri de silahsızlandırma kıskacına alıyor. İbrahim Anlaşmaları çerçevesinde şimdilik bu iki devletin hedefindeki örgütler -hepsi Şii olan- Irak’ta Haşdi Şabi, Lübnan’da Hizbullah, Yemen’de Ensarullah. Türkiye ise bu politikayı, Suriye’nin kuzeydoğusundaki Suriye Demokratik Güçleri (SDG) için uygulamaya çalışıyor. Bunun için de bir yandan -önce Alevileri, sonra Dürzileri katliamlarla dize getirmeye çalışan- HTŞ’yi güneyden devreye sokarken, diğer yandan doğrudan TSK ile kuzeyden askeri müdahalelerde bulunuyor.
Peki, Rojava’yı bu kadar önemli kılan ne?
Eleştirilebilecek (başta ABD ile ilişkisi olmak üzere) birçok özelliği baki kalmak koşuluyla, Rojava, Ortadoğu’daki tek laik, toplumsal cinsiyet eşitliğini esas alan, doğa-toplum ilişkisini antikapitalist eksende yeniden tanımlamaya çalışan bir yönetim anlayışına sahip. Bu yönüyle de kadın düşmanı cihatçı barbarların cirit attığı, petro-dolar servetlere sahip kralların/prenslerin/emirlerin yönettiği, petrol/silah/insan/uyuşturucu kaçakçılığının belirleyici bir ekonomik faaliyet olduğu, insan hakları ve demokrasinin engizisyon mahkemelerini arattığı........
