İran kayası! (I): İran’ı paryalaştırmayı hedefleyen emperyalist saldırganlığın bağlamı ve tarihsel arka planı
Kapitalist-emperyalizmin amiral gemisi ABD, İran kayasına çarptı!
ABD, Vietnam’dan sonraki en ağır yenilgisini alarak tarihsel bir hezimet yaşadı. Savaşı lehine çevirmesinin yegâne yolu atom bombası kullanmaktır, ki böylesi bir vahşetin yaratacağı küresel sarsıntının altında kalma korkusu dizginliyor ABD-İsrail barbarlığını.
Dünya bu savaşla yatıp kalkıyor ve “rivayet muhtelif”. Bu yazıda dile getirilecek görüşlerin kesiştiği sosyalist mecralar var. Maksadımız benzer görüşleri pekiştirmekten çok, bizim cenahta hemfikir olamadıklarımızla örtülü-açık tartışmak, beraberce doğruyu aramaktır.
Nedir bu savaşın karakteri ve anlamı? Savaş hangi tarihsel bağlamda cereyan etmektedir? Taraflar kimdir, ne istemektedirler? Ve tarafların kim oldukları ne murat ettiklerinden öte İran, bölge ve dünya özgürlük ve sosyalizm güçleri savaşta nasıl mevzilenebilirler?
Bu meseleler üzerine notlar düşmektir maksadımız.
ABD/İsrail bloku (soykırımcı Epstein koalisyonu) ne için savaşıyor?
Apaçık dünya egemenliği için! Paryalaştırmak istedikleri bir dünyanın kudretinden sual olunmaz efendiliği için!
ABD’nin dünya egemenliği stratejisi 1991’de SSCB ve sosyalist kampın çöküşünden sonra çerçevesi belli somut bir yönelime dönüştü ve bugün İran savaşıyla belirgin bir kırılmanın eşiğine gelip dayandı. “Avrasya’ya egemen olan dünyaya egemen olur” mottosuyla (bkz. Brzezinski – Büyük Satranç Tahtası) start alan bu stratejinin kapsamına on yıllar öncesinden girmişti İran’ın çökertilmesi hedefi. Bugün olanlar tarihsel derinlik ve küresel bağlamı içinde anlaşılabilir ancak; ötesi körün fili tarifine talim etmektir.
ABD’nin küresel egemenlik planının (Avrasya stratejisinin) ana hatlarına kabaca göz atmak, bugünü anlamanın anahtarını verecektir bize.
Avrasya anakarasına egemen olmak için; 1) olası rakiplerin tehdit oluşturmasını engellemek; yani Rusya ve Çin’i kuşatmak, ittifak kurmalarını engellemek, kaynaklarını kurutarak onları müzmin bir zayıflığa sürüklemek, 2) eski emperyalist/kapitalist hiyerarşinin korunması; yani Avrupalı emperyalist güçlerin NATO şemsiyesi altında ABD’ye tabi olmalarının sürdürülmesi, bu sahadan da olası rakiplerin -bilhassa Almanya’nın- çıkmasının engellenmesi; son olarak, 3) Ortadoğu’yu mutlak hâkimiyet altına alarak dünya enerji vanasının başını tutmak: Bu üç başlıkta ifadesini bulan ABD/Batı emperyalizminin dünya egemenliği stratejisinin -son 35 yıllık yolculuğunun- son durağıdır İran’a açılan alçakça savaş.
35 yıllık süreçte karmaşık bir dünya tablosunda izini sürdü emperyalistler bu stratejinin, sayısız iniş çıkış, tadilat vs. Ve elbette burada kanat çırpan kelebeğin dünyanın öbür ucunda fırtına çıkarması misali küresel ölçekte etkileşimli ve girifttir yaşananlar; bu şerhi düşmek kaydıyla yukarıdaki üç ana kolonu dikkate almadan bugün yaşananların anlaşılamayacağını vurgulayabiliriz.
Birinci kolon: Rusya ve Çin’in kuşatılması
Bu kuşatma Avrasya anakarasının doğudan ve batıdan kuşatılmasında ifadesini bulur. (Güneyden-Ortadoğu’dan kuşatmaya üçüncü kolonda değineceğiz.) Üzerinden kolayca geçebileceğimiz fakat yakın gelecekte en önemli çatışma odağı olmaya aday coğrafya doğu-güneydoğu Asya’dır. Çin (ve bir ölçüde de Rusya ve Kuzey Kore); Japonya, Güney Kore, Avusturalya, güneydoğudaki Malakka boğazına doğru inilirse Endonezya, Filipinler paranteziyle (ABD-Batı kapitalizmi işbirlikçisi rejimler tarafından) kuşatılmıştır. Günümüz dünyasında hiçbir ittifakın kalıcı ve mutlak olmadığını vurgulayarak geçebiliriz bu başlığı.
Rusya’nın batıdan kuşatılması ise malum: Tüm Doğu Bloku, Varşova paktı ülkeleri bugün NATO üyesi haline getirildi, İsveç ve Finlandiya da son birkaç yılda bunlara eklendi. Yugoslavya’nın parçalanmasına yol açan savaş da aynı aksın kanlı bir bileşenidir.
Avrasya anakarasının -Rusya ve Çin’in- doğu ve batısından kuşatılasının genel resmi budur.
Güneyden kuşatmaya gelince; Kafkasya’daki Azeri-Ermeni, Rus-Çeçen, Rus-Gürcü, Gürcü-Abhaz savaşlarını, “pembe, turuncu devrim” kargaşalarını hatırlamak yeterli olacaktır. Afganistan da bu bağlamda anlaşılabilecek kanayan bir yaradır.
İkinci kolon: NATO kapsamında eski emperyalist hiyerarşinin sürdürülmesi
Bir soru bağlamında kısaca değinelim; Rusya-Ukrayna savaşının elle tutulur en somut sonucu nedir şu ana dek? El cevap: Fransa Cumhurbaşkanı Makron’un deyişiyle “beyin ölümü gerçekleşen” NATO’nun, Ukrayna’daki kanlı “hayat öpücüğüyle” yeniden hayata döndürülmesi, Avrupa’nın NATO şemsiyesi altında -İsveç ve Finlandiya’yı da yanına alarak- yeniden ABD hegemonyasında hizalanması. Eski başbakanı Gerhard Schröder’i Rus enerji devi GAZPROM’un yönetim kademesine getirecek kadar “ileri giden” ve Kuzey Akımı boru hattından gelen ucuz Rus doğalgazıyla “kanatlanma” potansiyeline/ihtimaline doğru ilerleyen Almanya’nın, Ukrayna’nın üzerine çöken Rus “öcüsüyle” korkutularak hizaya ve sigaya çekilmesi. Netice? Baltık denizinin derinliklerinde patlatılan Kuzey Akımı boru hattından gelen ucuz Rus doğalgazının yerini bugün gemilere yüklenerek okyanusu aşıp gelen sıvılaştırılmış pahalı “Amerikan gazı” aldı. Tabii biraz “gaz yapıyor” bu gaz: Enflasyon, sosyal hakların -daha da- tırpanlanması,........
