Cüzdan mı, vicdan mı? Bir kamu emekçisinin anatomisi
“Hepsi aynı, ne değişecek ki?” cümlesi, bugün kamu koridorlarında yankılanan en tehlikeli fısıltıdır. Bu cümle sadece bir sitem değil; neoliberal sistemin, emekçinin elindeki en büyük kozu, yani mücadele azmini elinden almak için ustalıkla kurguladığı bir illüzyonun sonucudur. Kapitalizmin temel öğretisi, önce mücadele araçlarını işlevsizleştirmek, sonra da o araçların gereksizliğine kitleleri ikna etmektir.
Türkiye’de sendikacılığın geldiği nokta, tam da bu “işe yaramazlık” algısının iktidar eliyle kurulan güdümlü yapılarla beslenmesidir. Bir zamanlar Tercüman’da Emin Pazarcı’nın kaleminden dökülen o gerçekler, bugün 4688 sayılı kanunun sınırlarını aşan bir “sarı sendikacılık” modeline evrildi.
Aidatın efendisi, mücadelenin sonu
Sistemin en kurnaz adımı, “toplu sözleşme ikramiyesi” adı altında sendika aidatının devletçe ödenmesi oldu. Bu hamle, sendika ile üye arasındaki o hayati, organik bağı kopardı. Üyenin cebinden çıkmayan aidat, üyenin sendikayı denetleme yetkisini de elinden aldı. Artık sendika, gücünü üyeden değil, kasasını dolduran sistemden........
