menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Çartist çorap işçilerinden Sovyetlerdeki kauçuk işçilerine: Shakespeare sınıfa nasıl dokundu?

32 0
03.10.2026

Çartistler, 1830'ların sonlarından itibaren İngiltere'de, sanayileşmeyle birlikte büyüyen ve büyük kentlerde yoğunlaşan işçi sınıfı içinde kitleselleşen siyasal bir hareketti. Engels'in İngiltere'de Emekçi Sınıfın Durumu'nda ayrıntılarıyla ortaya koyduğu çalışma ve yaşam koşulları düşünüldüğünde, Çartistler ile Shakespeare arasındaki ilişki aynı zamanda işçi sınıfı ile Shakespeare arasındaki ilişkinin maddi zeminini görmek açısından önemlidir.

Bu ilişki çoğu zaman “Shakespeare'i işçi sınıfına götürmek” biçiminde düşünülebilir. Oysa mesele yalnızca işçilerin Shakespeare okuması, belirli bir okuma zevki edinmesi ya da “yüksek sanat” sayılan eserlere ulaşması değildir. Uzun çalışma saatlerinin, düşük ücretlerin ve güvencesizliğin belirlediği bir yaşamın içine okuma yazma öğrenmeyi, kitap okumayı, okula gitmeyi, siyasal toplantılar düzenlemeyi, miting yapmayı, iktidarla dövüşmeyi, şarkı söylemeyi, tiyatro sahnelemeyi, bilim-felsefeyle uğraşmayı yerleştirebilmek başlı başına maddi bir sorun şüphesiz. Ama asıl sorun, işçi sınıfının Shakespeare okuması ya da onu sahnelemesi değil, işçi sınıfını bütün bunların pasif alıcısı olarak kurgulamak ya da "işçiler ilgilenmiyor, vakitleri yok" deyip kendi ilgisizliklerini zaten burjuvazinin özenle işçi sınıfından uzak tutmaya çalıştığı bu konuların üzerinden "uzun atlama" yapmaktır.

Bu nedenle Çartistlerin Shakespeare'le ilişkisi, Shakespeare'in işçi sınıfı üzerindeki etkisiyle değil, örgütlü işçi sınıfının Shakespeare'i kendi yaşamının ve mücadelesinin içine nasıl aldığıyla ilgilidir. İşçiler bütün bunları kendi ortak yaşamlarının etkinlikleri haline getirmeye çalışırken uzun çalışma saatleri ve yoksullukla karşı karşıyaydı. Haliyle işçiler yalnızca okumuyor, öğrenmiyor ya da sahnelemiyordu; bütün bunların gerçekleşebilmesi için gerekli zamanı, mekânı, parayı ve örgütlenme biçimlerini yaratırken kendi çalışma koşullarına karşı da mücadele ediyorlardı.

Leicester Çartistleri ve işçi sınıfı tam da bunu yapmaya çalışıyordu. Toplandıkları büyük salon Shaksperean Room diye biliniyor, hareketin yerel örgütü de Shaksperean Association of Leicester Chartists adını taşıyordu.[1] Bu ad yalnızca birkaç Shakespeare meraklısının edebî tercihi de değildi. Haziran 1842'de Northern Star, örgütün erkekler, kadınlar ve gençlerden oluşan 2.100 üyeye ulaştığını bildiriyordu.[2] 29 Ocak 1842 tarihli bir haber de Shaksperean Rooms'daki bir toplantının kalabalığına işaret ediyordu.

Bu mekânda siyasal toplantılarla, örgütlenme faaliyetleriyle, miting organize etme toplantılarıyla, öğrenme faaliyeti yan yana yürütülüyordu. Okuma dersleri veriliyor, yetişkinler için sınıflar oluşturuluyor, siyasal konuşmalar yapılıyordu. Derslerde kullanılan metinler ve sınıflara verilen adlar, burada okuma öğrenmenin yalnızca harfleri çözmek anlamına gelmediğini gösteriyordu. Cobbett, Washington, Milton, William Tell ve Robert Emmett aynı öğrenme faaliyetinin içine giriyordu.[3] Shakespeare de böylece tek başına duran bir “büyük yazar” olmaktan çıkartılıp, işçilerin kendi aralarında kurdukları öğrenme, tartışma ve örgütlenme faaliyetinin parçalarından biri haline geliyordu.

“Bir tarafta Shakespeare'e zaten sahip olanlar, öte tarafta Shakespeare götürülen işçiler” biçimindeki ayrım daha baştan yıkılması gereken bir ayrımdır. Leicester işçilerinin arasında gerçekleşen bunun tersidir. İşçiler salon ve okul giderlerine katkıda bulunuyor, derslere katılıyor, toplantılar, mitingler düzenliyor ve sonunda kendileri sahneye çıkıyorlardı. Başka bir deyişle yalnızca esere ulaşmıyor, ona ulaşmanın ve onu kullanmanın araçlarını da birlikte üretiyorlardı.

Bu nedenle bir eserin herkes tarafından okunabilir olmasıyla herkesin o eseri gerçekten kullanabilmesi aynı şey değildir. Kitabın önünde hukuki bir yasak bulunmaması yetmez. Okuyacak kişinin okuryazar olması, kitabı edinebilmesi, ışığa, çalışma dışında kalan zamana ve okuyabileceği bir yere sahip olması gerekir. Tiyatro söz konusu olduğunda ihtiyaçlar daha da büyür. Bunların her biri emek-zaman gerektirir. Shakespeare'e erişim böylece yalnızca edebî bir ilişki olmaktan çıkar, işçilerin kolektif olarak üretmek zorunda oldukları maddi bir ilişki haline gelir.

Leicester çorap işçilerinin birkaç yıl sonra kendi adlarına yayımladıkları açıklamalar bu maddi sınırın ne kadar dar olduğunu gösterir. İşçiler ücretlerinden tezgâh kirası, tezgâhın bulunduğu yer ve aracılara yapılan çeşitli ödemelerin kesildiğini, ayrıca iğne, mum ve kömür gibi üretim giderlerini de kendilerinin karşılamak zorunda kaldığını anlatıyorlardı. İşin az olduğu dönemlerde bile bazı kesintiler sürüyordu.[4] Ocak 1845'te Leicester Town Hall'da toplanan çorap üreticileri, ücretlerden tezgâh kirası kesilmesine karşı dava açtılar, Queen’s Bench'te sürmekte olan davayı yürütebilmek için ayrıca para toplamaya çalışıyordu.

Dolayısıyla Shakespeare için gereken yarım saat, bir saat ya da bir akşam kendiliğinden var olan “boş zaman” değildi. O saat, uzun çalışma saatlerinin dışında tutulabildiği ölçüde vardı. Çartistlerin okul, toplantı ve tiyatro girişimleri bu nedenle işçinin çalışma dışındaki hayatından ayrı düşünülemez. İşçiler yalnızca daha fazla şey okumaya çalışmıyorlardı, çalışmanın bütün güne el koymadığı bir yaşam alanı açmaya çalışıyorlardı. Shakespeare oyunlarıyla iç içe olmayla, çalışmanın maddi koşulları arasındaki çelişki, kendi çalışma koşullarını düzeltmek için mücadeleyle Shakespeare sahnelemek yaşamın farklı alanları değildi onlar için.

Shakespeare'den Chartizm'e

Shakespeare bu faaliyetlerin içine girdikten sonra olduğu yerde kalmadı. Failsworth ve Kilbarchan'daki Çartistler Othello sahneledi. Çartistlerin siyasal faaliyetleri nedeniyle karşılaştıkları kovuşturmalar, savunma ve dayanışma fonlarını gerekli kılıyordu. Örneğin Nottingham'daki Shakespeare amatörleri bir gösteriden elde ettikleri parayı yerel savunma fonuna aktardı. Londra'daki Strand Theatre'da Henry IV başka bir oyunla birlikte siyasal mahpuslar ve savunma giderleri için düzenlenen bir gecenin parçası oldu.

1840'ta Northern Star bunun ne anlama geldiğini neredeyse programatik bir başlıkla ilan etmişti: “Shakespeare'den Chartizm'e.” Othello, Henry IV, Coriolanus, Julius Caesar, Hamlet ve başka oyunlardan parçalar seçiliyor, bunlar Çartist gazetenin içinde yeniden dolaşıma sokuluyordu.[5]

Shakespeare'in değeri böylece yalnız metnin içinde bulunmuyordu. Metinle ne yapılabildiği de onun toplumsal varlığının bir parçası haline geliyordu.

Çartist işçi kadınlar

Nottingham Female Political Union'ın Kasım 1838'deki bir toplantısının öylesine kalabalık olduğu bildiriliyordu ki salona giremeyenler olmuştu. Haberde haftalık toplantılardan söz ediliyor ve kadınların siyasete katılması açıkça tartışılıyordu.[6] 1843'te aynı kentte kadın Çartistlerin düzenlediği “kadınların siyasal hakları” konulu bir konuşmada salon yine dolmuş, toplantının sonunda kadınların yetişkin ve çocuk okulu için kitap satın almak üzere para toplanmıştı.

Kadınlar Çartist tiyatrosunun kurulmasında da önemli rol oynuyorlardı. Kadınlar yardım gecelerinin hazırlanmasına katılıyor, salonları süslüyor, bilet satıyor ama aynı zamanda enstrüman çalıyor, şiir okuyor, şarkı söylüyor ve oyuncu olarak sahneye çıkıyordu. Fakat Vargo'nun dikkat çektiği gibi, bu emeğin önemli bölümü Çartist basında erkeklerin konuşmaları ve siyasal faaliyetleri kadar görünür değildi.[7]

Bu eşitsizlik yalnız sahnenin arkasında değildi. Sahnelenen oyunların içine de giriyordu. Çartist repertuvarındaki Hofer, The Tell of the Tyrol ile ilişkilendirilen Edward Fitzball oyununda Marie, siyasal meseleye müdahale ettiğinde Hofer onu şöyle susturur: "Siyaset erkek vatanseverin alanıdır, kadının elinin devletin dümeni için fazla zayıf olduğu söylenir." Vargo'nun yorumuyla, Çartistlerin gündelik siyasal düzeninde kadınların karma topluluklar önünde söz alması sınırlanabilirken, tiyatro bir kadının sahneye çıkıp erkek egemenliğine karşı bir oyunda kadına yöneltilen "siyaset dışılığı" başka oyunla karışılık vermesini mümkün kılıyordu.

Bu durum Çartistlerin Shakespeare'i kullanmasının kendi içindeki sınırını da gösterir. İşçi sınıfının kendisine kapalı alanlara girmesi, sınıfın kendi içindeki eşitsizlikleri ortadan kaldırmıyordu. Shakespeare'i oynayacak sahnenin kurulması ile o sahnede kimin ne kadar söz sahibi olduğu aynı mesele değildi. Kadınlar o sahneyi hazırlıyor, para sorununu çözüyor ama siyasal öznenin erkek olarak düşünülmesi aynı hareketin içinde varlığını sürdürebiliyordu. Dolayısıyla sahne yalnız Çartistlerin dış dünyaya söylediklerini göstermiyordu. Kendi içlerindeki çelişkileri de görünür hale getiriyordu. Bu da mücadele içindeki mücadelenin başka bir görünümü olarak ortaya çıkıyordu. Bugün bile kırmamız gereken temel sorunlardan biri halinde sürüyor.

Northern Star, 14 Ocak 1843’te Leicester’daki dramatik bölümün pazartesi akşamı Hamlet üzerine bir etkinlik düzenleyeceğini duyuruyordu.[8]

Fakat birkaç hafta içinde etkinlik tiyatro gösterisine dönüştü bu kitleselleşme karşısında Hamlet mahkeme konusu oldu.

30 Ocak'ta Thomas Cooper Leicester belediye binasına çağrıldı. Vargo'nun aktardığı dava haberine göre suçlama, ciddi dramanın yalnızca ruhsatlı tiyatrolarda oynanabileceğini öngören düzenlemenin çiğnenmesiydi. Cooper'ın anılarına göre oyun yaklaşık üç bin kişilik Leicester Amfi Tiyatrosu'nda iki kez oynanmıştı. Kentin yoksul çorap işçilerinin "ciddi drama" oynaması kendi başına dikkat çekmişti, duruşma günü salon dayanışmaya gelenlerle dolmuştu. Dava, Cooper'ın bu gösterileri bir daha düzenlemeyeceğine dair kamuya açık söz vermesiyle kapandı. Ama Çartistler tiyatro yapmaya devam etti! (Bu konuda kısa bilgi geçmek gerekir. Cooper 1850'lerin başında ise hareketten uzaklaştı. Uzaklaşmasının bir sebebi de sosyalistlerin Çartist gazetelerde giderek güç kazanması.[9])

Böylece gece geç saatlere kadar çalışan Leicester çorap işçisi için Shakespeare yalnızca bir kitabın fiyatı meselesi olmaktan çıkmış oluyor. Prova yaptığı saat çalışmadığı saatti. Oyuna gittiği akşam başka bir şeye ayırdığı zamandı. Okulda geçirdiği saat, tezgâhın başında geçirmediği saatti. Shakespeare'i mümkün kılan şeylerden biri tam da çalışma zorunluluğunun........

© sendika.org