KUKM’ye ağıt
20. yüzyılda ulusal kurtuluş mücadeleleri, “sosyalist devletler” ve “kapitalist ülkelerdeki işçi hareketleri” ile birlikte dünya devrimci hareketinin önemli ayaklarından biri olarak görülüyordu. İkinci Dünya Savaşı sonrasında Asya, Afrika ve Latin Amerika’da ortaya çıkan ulusal kurtuluş hareketlerinin etkisiyle sömürgecilik, bağımsızlık ve silahlı mücadele fikirleri, 1970’lerle beraber Kürt örgütlerinin gündemine güçlü bir biçimde girmeye başladı. Neredeyse bütün Kuzey Kürdistanlı Kürt örgütlerinin kendilerini sosyalist olarak tanımladığı bu yıllar, aynı zamanda uzak coğrafyalardaki ulusal kurtuluş hareketlerine yönelik Kürt ilgisinin doruğa çıktığı yıllardı. Hatta öyle ki, PKK daha grup aşamasındayken “Ulusal Kurtuluşçular” olarak da tanınıyor, TKDP’den ayrılan grup ise kendisini kısaca KUK, yani “Kürdistan Ulusal Kurtuluşçuları” olarak isimlendiriyordu. Ulusal Kurtuluş Mücadelesi (UKM) fikriyle birlikte Kürt hareketleri üç temel meseleyi daha açık biçimde tartışmaya başladı: sömürgecilik, bağımsızlık ve silahlı mücadele. Kürdistan Ulusal Kurtuluş Mücadelesi (KUKM) fikrinin şekillenmesinde bu üç kavram belirleyici bir yere sahipti.
KUKM’nin hayat bulması
Bazı örgütler silahlı mücadeleye başlamak için koşulların olgunlaşmasını beklemek gerektiğini savunsa da, ulusal kurtuluş mücadelesinin bir unsuru olarak silahlı mücadele fikri bütünüyle reddedilmiyordu. 1980 darbesiyle birlikte bu tartışmaların yürütüldüğü siyasal zemin büyük ölçüde ortadan kalktı. Ülkedeki siyasi hareketlerin örgütlü yapıları dağıldı, kadroların ve sempatizanların önemli bir bölümü tutuklandı. Örgütlerin merkezleri giderek yurtdışına taşındı. Bu yıllarda “zindan” ve “direniş”, Kürt siyasetinin merkezine yerleşmeye başladı. Özellikle PKK, kendi tutukluları için bu dönemde “savaş esirleri” kavramını kullanıyordu. 1984’te PKK öncülüğünde silahlı mücadele fikrinin pratikte hayat bulmasıyla birlikte “dağ” da KUKM anlatısının en önemli unsurlarından biri haline geldi.
1990’lara gelindiğinde ise “ülke”, artık yalnızca “dağ” üzerinden değil, aynı zamanda halk ayaklanmalarını ifade eden “ser(î)hildan” kavramı üzerinden tanımlanmaya başlanacaktı. Bu da Kürt hareketleri açısından yeni bir olguydu. Özellikle 1990’ların başında, kitlelerin devletin bütün engellemelerine rağmen Newroz kutlamalarında bir araya gelmesi, cenazelerini sahiplenmesi ve çeşitli kentlerde kitlesel protestolar gerçekleştirmesiyle ortaya çıkan ayaklanmalar, “ser(î)hildan” kavramıyla ifade edildi.
Böylece ülke anlatısına yeni bir figür eklendi: uyanmış ve ayağa kalkmış halk. Serhildanlar, bu idealin kitlelere anlatılmasında önemli bir işleve sahipti. O zamana kadar küçük birer ilçe olarak görülen Cizre, Nusaybin ve Şırnak gibi yerleşim yerleri de bu yeni ülke anlatısının merkezi mekanları haline gelmeye başladılar. Şarkılara, sloganlara ve siyasal anlatılara konu oldular.
KUKM’nin bir olgu olarak kabul görmesi
Bu dönemde “siyasi parti” de “halk”, “dağ” ve “zindan” üçlüsünün yanına eklenecek ve zamanla KUKM’nin dördüncü ayağı haline gelecekti. Bu yıllar, diğer Kürt örgüt ve fraksiyonlarının da KUKM’yi bir olgu olarak kabul edip onu daha açık biçimde sahiplenmeye başladığı bir döneme denk geliyordu. Zira artık ulusal meseleler hakkında siyaset yapma veya düşünce üretme iddiasındaki hiçbir oluşum, PKK’nin de ötesine taşan bu toplumsal ve siyasal gelişmeye bütünüyle kayıtsız kalamazdı.
1993 sonrasında ise hem PKK’nin Türk devletinin bir kanadıyla diyalogu hem de legal partilerin giderek kitleselleşmesiyle beraber 1980’lere kıyasla daha yumuşak bir dil tercih edildi. “Barış” tartışmalarının ağırlık kazandığı bu yıllarda bazı Kürt çevrelerinde “PKK bağımsızlıktan vazgeçti” tartışması da ortaya çıktı. Bu tartışma, en azından PKK’nin siyasal çizgisindeki değişim açısından temelsiz değildi çünkü örgüt, adını koymasa da bağımsızlık hedefinden giderek uzaklaşan yeni bir siyasal yönelime giriyordu.
1999 yılında PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın yakalanmasının ardından ise KUKM’nin öncülüğünü yapan PKK’nin UKM stratejisini terk etmesi, tabiri caizse, bir olgu olarak kabul gören KUKM’yi sahipsiz bıraktı. Öcalan’ın önerileri doğrultusunda, PKK Merkez Komitesi’nin 7 Ağustos 1999 tarihli Genişletilmiş 2. Merkez Komite Toplantısı’na........
