menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Mahir Çayan Kitabı: Özenli bir Toplu Yazılar edisyonu, ancak…

24 0
02.04.2026

Dipnot Yayınları’nın Mahir Çayan Kitabı’nı çıkardığını, kendi Mahir Çayan ve Sömürge Devrimciliği çalışmamı 30 Mart’ın yıldönümünde yayına hazırlarken öğrendim. Daha önce Dipnot’un aynı serisinden yine Emir Ali Türkmen editörlüğünde İbrahim Kaypakkaya, Hikmet Kıvılcımlı ve Behice Boran kitapları çıkmıştı. Dünya düşünürleri üzerine hazırlanan seriden Poulantzas Kitabı’nı Dipnot için yayına hazırlamış olduğumdan bu seriye aşinayım. Mahir Çayan Kitabı: Toplu Yazılar ve Üzerine Yazılar derlemesi bu yüzden beni özellikle heyecanlandırdı. Yayınevi nezaket gösterip kitabı bana ulaştırınca kendi Mahir kitabımın üzerinde son dokunuş niteliğindeki çalışmalara ara verip bu yazıyı yazmak istedim. 

Anglosakson yayıncılık dünyasında reader olarak bilinen kitaplar, bir yazarın en önemli metinlerini derleyen antolojilerdir. Bu formatta, hakkında kitap hazırlanan yazarın düşünceleri ve eserleri hakkında kapsamlı giriş yazıları olmasına alışkınız ancak çoğu zaman başka yazarlardan başka yazılara yer verilmez. Dipnot’un Türkiye sosyalist hareketinin öncü yazarları hakkında hazırladığı “… kitabı” serisi bu bakımdan farklı. Konu alınan yazarların yanı sıra başka yazarların metinlerine de yer veriyor ve bence iyi de ediyor. 

Kendi siyasal ve akademik ilgi alanım olunca Çayan’ın yazılarının bütün baskılarını edinmeye çalışırım. Bu kitaplar geleneksel olarak “Toplu Yazılar” veya “Bütün Yazılar” adıyla bilinir, öyle ki özellikle de Çayan çizgisindeki çevrelerde “bütün yazılar” ifadesi doğrudan bu kitabı hatırlatır. Türkiye Devrimci Hareketi içinde en çok siyasi yapıyı (bir dönem “fraksiyon” denirdi) doğuran THKP-C kökenli hareketlerin birçoğu Çayan’ın yazılarının baskılarını yapmıştır. ‘72 tasfiyelerinin ardından yükselen devrimci hareketlerin en kitlesellerinden Devrimci Yol’un 1978’de yayımladığı derleme Toplu Yazılar, Atılım Yayınları’ndan 1992’de çıkan ve uzun süre erişilebilir tek baskı olan Bütün Yazılar’ın yanı sıra Dipnot’un bu kitabına da temel oluşturuyor. Devrimci Sol’un 1979’da yaptığı Bütün Yazılar baskısını model alan Boran Yayınları’nın 2003 baskısının önsözünde Çayan’ın yazılarının 1975’ten itibaren toplu olarak yayımlandığı belirtiliyor. Evren Yayınları’ndan çıkan ve Mehmet Ali Moğultay (daha sonra adalet bakanlığı yapan değil) tarafından derlenen 1976 baskısı, çeşitli edisyonlarda temel alınmış gibi görünüyor. Birçok akademik yayının kaynakçasında yer alan yasaklı Kurtuluş Cephesi sitesinde çevrimiçi versiyonu da bulunan Eriş Yayınları baskısının yanı sıra Birgün Yayıncılık, Su Yayınevi, Kolektif (Nokta Kitap), Abaküs Yayınevi gibi yayınevlerinden çıkan baskılarının olduğu da internet üzerinden yapılan aramalarda görülüyor. Bu yazıyı yazdığım tarihte sahafar dışında yalnızca Eriş ve Su yayınevleri edisyonlarının satışta olduğunu görüyorum. Demek ki her şeyden önce Dipnot Yayınları’nın bu kitabı bir ihtiyaca yanıt veriyor: Mahir’in metinlerine derli toplu ulaşma ihtiyacına. Ne var ki, kitaba eklenen metinlerin hangi ihtiyaçlara yanıt verdiği meselesi üzerine biraz daha düşünmek gerek. Zira Mahir’in metinlerini anlayışımıza bir şey katmadıkları gibi yazarlarının Mahir hakkındaki oldukça yüzeysel ve üzerine düşünülmedikleri hemen belli olan eleştiri girişimleriyle ana metni gürültü perdesinin arkasına gizleme riski taşıyorlar. Bu gürültü perdesinin kitap hakkındaki medya ve sosyal medya tartışmalarında oluşmaya başladığı bile söylenebilir. Oğuzhan Müftüoğlu ile Ertuğrul Kürkçü arasındaki faydasız polemik de buna katkı sundu. Neyse ki Çayan’ın teorik mirası bunların hepsini çok yakında unutulacak parantez içlerine çeviriyor. (Kitapta yer alan ve Çayan’a saygı duruşu niteliğindeki bazı yazıları bu eleştirinin dışında bırakıyorum.)

Kürkçü’nün THKP-C eleştirisi

Derlemenin “Mahir Çayan Üzerine Yazılar” bölümünde yer alan ilk yazı, Ertuğrul Kürkçü’nün İsyanın İzinde’sinden alınmış, 1990’larda yapılmış bir THKP-C değerlendirmesi. Kürkçü, “giriştiği bütün silahlı çatışmaları” kaybeden, “iki kuşatmada on üç öncü savaşı”sını kaybeden THKP-C’nin askeri başarısızlığının “moral ve politik bir zafere yol açtığı”nı saptıyor. Kürkçü’ye göre, “THKP-C’nın izini süren ve kendisini Mahir Çayan’ın ‘örgütü’nden kabul eden yüzlerce hatta binlerce insanın varlığı, sonraki beş yılda Devrimci Yol, Devrimci Sol, Kurtuluş [KSD] gibi yaygın bir kitle gücü edinebilmiş devrimci hareketlerin” ortaya çıkması, THKP-C’nin iki üç yıl gibi kısa bir sürede “son derece yaygın bir alan üzerinde ve çok çeşitli toplumsal sınıf ve katmanlar arasında” yürüttüğü çalışmaların sonucudur. P-C’nin bütün bu alanları birbirine bağlayacak bir koordinasyon çerçevesinde örgütlendiği bu alanlar içinde Devrimci TİP muhalefeti; Dev-Genç; bu devrimci gençlerin yoğun ilişki içinde bulunduğu öğretmen, mimar, mühendis ve işçiler; diğer tüm gençlik hareketlerinden farklı olarak ilerici asker ve subaylar vardır. Kürkçü’ye göre THKP-C’nin dağıldıktan sonra bir daha toparlanamamasının sebebi olan en büyük zaafı ise karizmatik bir önderin etrafında toplanmış ve resmi bir biçime kavuşmamış bir örgütlenme olmasıdır.

Kızıldere’den 20 yıl kadar sonra, bugünden 30 yılı aşkın bir süre önce yazdığı bu yazıda Kürkçü’nün olabildiği kadarıyla nesnel bir çerçeve sunma çabası kendini gösteriyor. Ancak, Çayan’ın teorisindeki “perspektiflerin teorik tutarlılıkları bir yana, temel önemler yüklenen önermelerin böyle büyük bir süratle değişmesi, yalnızca THKP-C’nin kadroları arasında değil, önderliği arasında da sürekli bir kafa karışıklığı doğurdu”ğunu iddia etmesi (s. 361), Mahir Çayan Kitabı’nda yazıları yer alan çoğu yazar gibi onun da siyasal-kuramsal bakımdan, içinden çıktığı hareketten çok çok uzak hatta ona karşıt bir yerde bulunmasının ürünü gibi görünüyor. Sahiden de İrfan Aktan’la yaptığı ve yakın dönemdeki kısır polemik üzerine yoğunlaşan söyleşisinde bu karşıtlığı açık biçimde görüyoruz. Kürkçü bu söyleşide, memlekette 55 yıldır öncü savaşı verilmediğini (artık neyi nasıl hesapladıysa), herkes 70’lerin şehitlerine saygı gösterse de kimsenin o yolu öyle takip etmediğini (artık kimi neye saydıysa) söylüyor. Mahir’e yapılan abartılı övgülerin altında gizlenen fikir şu: “Kimse büyükelçi kaçırmıyor, kimse banka soymuyor, kimse bunda devrimci faaliyet momenti görmüyor”sa demek ki Çayan ne kadar yiğit bir insan olsa da fikirleri değersizdir, yanlıştır. Kürkçü bu son iki sıfatı kullanmaya cesaret edemese de söyledikleri açık. Peki, mahkeme ifadelerinden bu yana bütünüyle Mahir’in fikirlerine karşıt olduğunu bildiğimiz, zaten bunu da hiçbir şekilde gizlemeyen Ertuğrul Kürkçü neden örneğin Mahir Çayan Kitabı’nda, düşüncelerinin hemen hepsine karşı çıktığı, mahkeme ifadelerinden bu yana hemen hepsinin yanlış olduğunu defalarca söylediği Çayan’ın yazılarının hemen ardından boy gösteriyor? 

Aynı söyleşide Kürkçü, Mahir’in değerinin bu kuramlarda, bu eylemlerde değil de kendi teorisine sahip çıkarak örgütünün başına geçip son ana kadar burada kalması olduğunu da ekliyor.

Bunun değerli olduğu muhakkak. Ne var ki, Çayan’ı bugüne dek güncel tutan şey, en az kahramanca ölümü kadar, Kesintisiz II-III’te eriştiği kuramsal momenttir. Benim kendi çalışmamda oldukça ayrıntılı bir biçimde tartıştığım üzere, onun en büyük kuramsal hasleti, kendi düşünceleri dahil olmak üzere bütün düşüncelere radikal bir eleştirellikle bakabilmeyi başarmasıdır. Bu düşünce değişiklikleri, kopuş kadar sürekliliklerle de karakterize olur. Milli Demokratik Devrim’den Demokratik Halk Devrimi’ne, yarı-sömürge tespitinden yeni-sömürge tespitine geçişler, yahut Kürkçü’nün bahsettiği Kıvılcımlı’ya dönük görüşler, kuramsal ayrıntılarda önemli yarılmalar doğurmakla birlikte ‘71 çıkışının ana yörüngesini hiçbir şekilde değiştirmez: Emperyalizm ve faşizme karşı silahlı bir savaş örgütlemek. Farklı teorik yönelimlerin kadrolar içinde Kürkçü’nün kitaptaki yazısında öne sürdüğü “kafa karışıklıklarını” doğurmuş olması olasıdır, ancak iki ayrı örgütten 10 devrimcinin neredeyse kesin olan imhayı göze alarak Kızıldere’ye gitmesi, tüm bu teorik tartışmaların temelde hiçbir şeyi değiştirmediğini göstermiyor mu? Kızıldere’yi yalnızca bir dayanışma ve yiğitlik jesti sanmak, onun arkasında yer alan kuramsal ve örgütsel arkaplanı hiç anlamamak demektir çünkü.

Kürkçü’nün kendi yeni siyasal konumunun, onun Çayancı düşünceyi anlayışında öznel perspektif yanılgıları oluşturduğunu söylemiştim. “Bütün öteki çalışma kolları ‘silahlı propaganda’ya bağlanmıştır ama, bu çalışmaların ‘silahlı propaganda’nın ‘lojistik desteği’ olması anlamında” şeklindeki ifadesi de bu yanılgıların veciz ifadelerinden biri. Çayan’da suni dengeden sonra en önemli kavram olduğunu düşündüğüm silahlı propagandaya dönük bu anlayış eksikliği derlemenin diğer birçok yazarında da karşımıza çıkıyor. Bunun nedenlerinden biri, bu kavramın Çin, Vietnam ve Latin Amerika’dan Çayan’a doğru gelirken aldığı çeşitli bükümlerin tarihsel ve kuramsal olarak anlaşılamamış olması. (Benzer bir yanılgıyı ileride Işık Ergüden’in yazısı bağlamında da göreceğiz; yer kısıtı dolayısıyla silahlı propaganda tartışmalarında okuru kendi çalışmamın 4. Bölüm’üne yönlendirmek durumundayım). 

Çayan söz konusu olduğunda sıkça ve fakat neredeyse her seferinde aynı bulanıklıkla dile getirilen bir iddia vardır. Çayan’ın teorisi şu veya bu ölçüde aslında sömürge devrimciliğinin başka coğrafyalarından alıntılanmıştır, kopya edilmiştir, aktarılmıştır vb. vb. Kimine göre Küba’dır bu coğrafya, kimine göre Venezüella, Honduras, Vietnam, Filipinler vb. vb. Kürkçü de uzun bir ülkeler listesi vererek “yeni yönelimin yalnızca Mahir Çayan’ın kafasından çıkmış olan bir fikirler manzumesi” olmadığını, “THKP-C’nin siyasal ve teorik kavramlar portföyünde yer alan kavramların ve mücadele biçimlerinin büyük bir çoğunluğu”nun “bir uluslararası devrimci akımın içinden” geldiğini öne sürüyor (s. 362). 

Yanlış değildir bu ama, belirsizliği nedeniyle, doğru da değildir. Çayan’ın düşüncelerindeki hangi kavram ve kavrayışların nerelerden ve ne ölçüde alındığını açıklamak benim için 15 yıllık bir çalışmaya, binlerce sayfa okumaya, hemen hemen 500 sayfalık bir kitaba mal oldu. Vardığım sonuç şu: Gerçekten de Çayan, Marksist-Leninist teorinin genelinde ve sömürge devrimciliği literatüründe geliştirilmiş birçok kavramı kullanmıştır ama hepsine kendi rengini vererek ve kendi bütünlüklü teorisi içinde yerinden edilemez ve yeri değiştirilemez konumlara yerleştirerek. Dahası, özellikle ‘suni denge’ olmak üzere bazı kavramlar da tamamen ve münhasıran onun tarafından geliştirilmiştir (bu konuya, Işık Ergüden’in burada ele aldığım kitaptaki yazısı vesilesiyle tekrar döneceğim.) 

Kürkçü şu açıdan haklıdır: “THKP-C’nin kendi özgül tarihi içinde hiç kimsenin kendi tezlerini Mahir Çayan kadar kuvvetli bir biçimde ve Marksizmin genel bağlamı içine yerleştirerek savunabilmiş ve ilerletebilmiş olduğu söylenemez” (s. 362) ancak bu yargıyı THKP-C özgülünden ‘71 devrimci çıkışının tümüne doğru teşmil etmek gerekir. Çayan, kuramının bütünsel yapısı, yenilikçiliği ve özgünlüğüyle dönemin diğer iki çok önemli kuramcısı ve önderi Hüseyin İnan ve İbrahim Kaypakkaya’dan ayrılır. Hemen eklemeliyiz: Yoldaşlar arası bir ayrışmadır bu, rakipler arasında değil.

Işık Ergüden ve tatsız bir akademik etik tartışması

Işık Ergüden, 2012 yılındaki bir röportajında suni denge, yeni sömürgecilik gibi kavramlardan bahsederken “Bunlar önemli kavramlar, Türkiye’de pek öncülleri de yok. … Mahir Çayan bunları nereden buldu, geliştirdi, bilemiyorum,” diyordu. Dipnot kitabında yer alan yazısında ise bu sorusunun cevabını bulmuş gibi görünüyor. Ama nereden bulduğunu bize anlatmıyor. Bu konuya biraz daha yakından bakmak zorundayız. Mahir Çayan kuramı gibi halkların mücadelesinde yaşayan bir olguya dair araştırmalarda müelliflik tartışmasına girmek istemezdim ama olay sahiden tuhaf. 

Ergüden, bu kitapta yer alan “Mahir Çayan Düşüncesi” üzerine yazısında “suni denge” kavramının “Che Guevara’nın ‘Gerilla Savaşı: Bir Yöntem’ adlı 1963 tarihli makalesinde (ve/veya Regis Debray’nin Devrimde Devrim kitabında–çeviren R. Güngör, Toplum Yayınevi, 1967) yer alan ‘kararsız/ istikrarsız denge’ kavramından (bir ihtimal çeviri hatası sonucunda) Türkçeye geçtiğini” söylüyor (s. 456). Ergüden, burada doğrudan benim doktora tez çalışmamın (son 15 yılda iki kitap bölümü, iki konferans bildirisi ve makale ve bir röportajda yayımlanan) bulgularını aktarıyor. Ergüden yazısının hiçbir yerinde bana referans vermiyor. Hadi, bunu akademik özensizlik sayıp geçelim ancak benim oldukça etraflı biçimde açıkladığım verileri yanlış aktarıyor ve dahası herhangi bir karşı argüman sunmadan benim bulgularıma şüphenin gölgesini düşürüyor. 

Öncelikle, Che’nin metninde geçen “kararsız/istikrarsız denge” (el equilibrio inestable) kavramının aynı yazının Debray kitabında da alıntılanan “suni denge” kısmıyla ilgisi yok. Ben, çeşitli makale ve kitap bölümlerinde kısmen paylaşılan kendi Mahir Çayan ve Sömürge Devrimciliği çalışmamda, Che’nin hiçbir yerde “suni denge”den bahsetmediğini, iki kitabın dört dildeki (Fransızca, İspanyolca, İngilizce ve Türkçe) versiyonlarıyla karşılaştırmalı olarak aktarırken, uzun “Gerilla Savaşı” makalesinin bambaşka bir yerinde dengeyle ilgili başka sıfatların (inestable: kararsız, istikrarsız) kullanıldığından bahsetmiştim, o kadar. Bu bir akademik özen meselesi; belki de “suni denge” kuramının sahibi sahiden de Che’dir de biz göremiyor olabilir miyiz hipotezinin peşinde düşüp bunu yanlışladığım bir akıl yürütme.

Diyelim ki bu konuya dair satırlarım yeterince anlaşılmadı, peki, Ergüden neden “bir ihtimal” diye eklemek zorunda hissediyor? Başka bir ihtimal olduğunu gösteren bir bulgusu mu var? Zannetmiyorum, zaten kendisi de böyle bir şeyden bahsetmiyor. Benim, Fransızca, İspanyolca, İngilizce ve Türkçe metin incelemeleri üzerinden neredeyse kesin bir şekilde gösterdiğim şeyin üzerine, herhangi bir karşı veri sunmadan “bir ihtimal” gölgesini düşürmesi, kanımca, referans göstermeden benim araştırmalarımı paylaşmasından daha ağır bir sorun. 

2010’lu yılların başında, Ergüden’in yazısının da olduğu Mahir Çayan Kitabı’nın editörü olan Emir Ali Türkmen ile Dipnot’un bürosunda yaptığımız sohbette (tez çalışmamda da bu sohbete atıfta bulundum), Çayan’ın suni denge kavramına ilişkin Che “alıntısı”nı Debray’dan aktardığını ama ne Che’de ne de Debray’da “suni” sıfatının bulunmadığını, Mahir’in bunu Debray çevirmeninin metne eklediği yorumdan alarak kendi teorisinin temeli haline getirdiğini saptadığımı anlatmıştım. Bu, benim görebildiğim kadarıyla, Çayan’ın teorik kaynaklarına dönük akademik araştırmalarda son 40-50 yılda ulaşılmış en ilginç bilgilerden biriydi, ancak bir türlü R. Güngör isimli çevirmenin kim olduğunu bulamıyordum. Emir Ali Abi hemen orada telefona sarılarak kendi bağlantılarına ulaştı ve R. Güngör’ün Kapital’in de çevirmeni olan Alaattin Bilgi olduğunu buldu. A. Bilgi’yle de bu konuda konuşmayı çok istiyordum ancak hasta olduğu için bunu yapamadım. Açıkçası, bunca bağlantı ve bilgi herkeste varken........

© sendika.org