Rusya ve Çin devrimleri üzerine (2): Sosyalizmin inşa süreçleri
ÇİN DEVRİMİNİN 77. YILDÖNÜMÜNDE RUSYA VE ÇİN DEVRİMLERİ ÜZERİNE
Rus ve Çin devrimlerinde kolektivizmi savunan ilk devrimci kuşağın (Lenin, Stalin, Mao) sosyalist inşayı sağa çekmeye çalışanları tasfiye etmeleri, ama daha sonra tasfiyeci çizginin iktidarı yeniden ele geçirmesi tartışılması gereken önemli bir husustur.
İlk devrimci kuşak üretim ilişkilerinin toplumsallaştırılmasında başarısız olmuş, bu başarısızlığı düzeltme adına vites düşüklüğüne gitmiş, yönetime gelen ikinci kuşak ise, sistemi kurtarmak adına kapitalizme çok büyük ödünler vermiştir. Vites düşüklüğü ile sınırlı kalmamış, arabanın yönünü yüz seksen derece değiştirmiştir! NEP ile tavizler verirken devrimci olan Bolşevikler tehlikeyi sezip tavizleri sonlandırdıklarında kötü devrimciler ilan edilmişlerdir! Stalin şeytan Kruşçev iyi insan olmuştur. Deng Şiaoping de Mao’nun elinden ülkeyi batırmaktan kurtaran lider olmuştur. Bu SSCB’de daha kapalı bir formda, Çin’de ise çok açık ve aleni gerçekleştirilmiştir. Devrimi gerçekleştirenler inşayı gerçekleştirememiş, devrimi devralanlar ise sosyalizm ideolojisini ekonomik gerçekçilik adına revizyona tabi tutmuşlardır. Devrimi gerçekleştiren kuşakların devrimi emanet edecekleri komünist kadroları yetiştiremedikleri ortaya çıkmıştır.
Lenin, Stalin ve Mao’nun Marksist ekonomi politiği inşa sürecine uygularken sadece bir araç olarak kullandıkları kapitalist yöntemlerin sonraki kuşak tarafından düpedüz bir amaç haline getirilmesi nasıl açıklanmalıdır? Mesele basitçe bu kapitalist yolcuların ya da revizyonistlerin kurnazlıkları, ihanetleri ya da komploları ile açıklanamaz. Ya da mesele bu insanların devleti ve toplumu bir yenilginin, bir parçalanmanın eşiğinden çekip çıkarmak için bu yola girmek zorunda kaldıkları da değildi. Mutlaka bu yola sapmalarını kolaylaştıran ya da koşullayan etkenler vardı. Zorunlulukları bir gereklilik haline getirmelerini sağlayan unsurları kuşkusuz ilk devrimci kuşağın kullandığı araç ve yöntemlerin içinden çıkarmışlardı.
Emperyalist kuşatma ile neredeyse dünyadan soyutlanmış bir ülkede kapitalizmin 150 yıllık egemenliğine son vermek ve toplumsal mülkiyet ilişkilerini geliştirmeye soyunmak ve bunu çok zayıf üretici güçlere dayanarak yapmak çok yaratıcı olmayı ve toplumsal bir seferberliği gerektiriyordu. Dünyada hâkim olan kapitalist üretim ilişkilerinden bir anda bağını kopararak Marksist ekonomi politiği dâhili şartlarda hayata geçirmek elbette hiç kolay bir iş değildi. Bu noktada Stalin’in şu sözlerini hatırlamakta fayda var: “Ülkede sosyalist ekonominin hazır filizleri olmadığı için, ekonominin yeni sosyalist biçimlerini, denilebilir ki, 'çıplak bir alan' üzerinde yaratmak zorundayız.” Mao’da benzer şeyler söylemiştir: “Geçmişte biz de planlar uyguladık fakat bunlar sık sık fırtınalara neden oldu. En iyi yolun hangisi olduğuna emin olmadan körü körüne duvarlara tosladık. Acı dersler aldık. U dönüşleri yaptık.” (Pratik ve Çelişki Üzerine)
Sosyalizm Ekim Devrimi'yle dünyada ilk kez denenen bir sistemdi. Toplumsal mülkiyete, kapitalizm dışı yol, yöntem ve araçlarla ulaşmanın denendiği ilk devletti. Bunun hesaba katılması gerekliydi. Daha önce pratikte hiç denenmemiş, ilk kez denenen bir Marksist ekonomi politika teorisinin gerçek hayata uygulanması söz konusuydu. Sovyet pratiği görünen o ki Marksist ekonomi politiği sınıfsız bir toplum yaratacak bir biçimde değil, baştan hiç öngörülmemiş olmakla birlikte sonuçları itibarıyla bir “devlet kapitalizmi” yaratarak çözme yoluna girmişti.
Devrim yaptılar ama ekonomi-politiği uygulayamadılar
Rus ve Çin deneyiminde ilk devrimci kuşaklar devrim yapmaktaki ustalık ve becerilerini ekonomi-politikte gösterememişlerdir. Bu kabul edilmelidir. Her ne kadar değer yasası ve meta üretimini kontrol altına alsalar da Marksist ekonomi politiği tümüyle soyut formülasyonlar olmaktan çıkarıp sürmekte olan canlı hayata uygulayamamışlardır. Sonraki kuşağın revizyonizmi bu boşluk içinden yeşermiş, kendine ideolojik dayanaklar bulmuştur.
Burada sorunu salt pratiğe indirgediğimiz düşünülmesin. Yani teori doğruydu ama pratikte yanlışlar yapıldı anlayışı çok kısır bir bakış açısıdır. Reel sosyalizmlerde gördüğümüz kesin bir gerçek varsa o da gerçekleşen devrimlerin aynı hızla devam etmediği ve kaçınılmaz biçimde restorasyonlarla karşılaştığıdır. İllaki geriye kaçışlar yaşanıyor. NEP’lerin ortaya çıkış nedeni budur. O yüzden NEP dönemlerini arızi süreçler olarak değil, yaşanmak zorunda olan süreçler olarak görmeliyiz. Diğer bir gerçek ise çok uzamış NEP’lerin, Çin örneğinde olduğu gibi nihayetinde kapitalizme teslimiyetle sonuçlanabileceğidir.
Marksist ekonomi politik, Marx’ın kendi döneminde yazıp çizdiği öngörüleri aşan yeni paradigmalarla karşılaştığı için teoride bir yükseltme zorunluydu. Tarihsel dönem, Marx’a karşı Marksist yöntemle yeni bir teorinin üretilmesini dayatıyordu denilebilir. Meramımızı anlatmada Mao kısmen yol açıcıdır: "Çinli iktisatçılar ancak kitaptan öğrenildiği kadar Marksist-Leninist. Ama iktisadi pratikle karşılaştıklarında Marksizm Leninizm kısa devre yapıyor. Düşünceleri karışıyor.” Sonuçta kitabi olmaktan çıkarılamadığı için kısa devre yapan Marksist ekonomi politiği gerçek hayata uygulamak için kapitalizme taviz verilmek zorunluğu kısa sürede anlaşıldı. Bu konuda ilk adımı atan Lenin’dir. Ancak Lenin, “meta üretiminin kapitalizme götürmeksizin belli bir süreliğine sosyalist topluma hizmet edeceğini” söylerken ne kadar haklıysa, “meta üretimi kapitalist üretimin bazı koşullarını hazırlasa da bizi kapitalizme götürmez” derken o kadar iyimserdir.
Geçiş süreci olarak devlet kapitalizmi
Lenin geçiş döneminde tekelci olmayan devlet kapitalizmine olumlu, yararcı temelde bakmaktadır. Lenin devlet mülkiyetindeki kapitalizme kapitalistlerin mülkiyetindeki tekelci kapitalizme göre kısmen ilerici bir misyon biçmektedir. Lenin, bir nevi üretimin gözetim ve denetiminin kapitalistler tarafından değil devletin........
