menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

İMO İstanbul Şube neden kaybedildi?

4 0
27.03.2026

İnşaat Mühendisleri Odası (İMO) İstanbul Şube yönetiminin 42 yıl aradan sonra sağ ittifaka (faşistlere) geçmesi elbette üzücü bir durumdur. Yaşadığımız olumsuz tabloyu düzeltmek için bu sonuca nasıl adım adım gelindiğini tüm yönleriyle anlamak gerekiyor. Bu nedenle mesele sadece bir seçim kaybı değil, uzun yıllara yayılan bir yönelim değişiminin sonucudur.

İMO İstanbul Şubesi’nin kaybedilmesi “karşı tarafın” çok iyi hazırlanmasına bağlanamaz. Bu açıklama, odayı kaybettirenlerin sorumluluklarını gizlemek anlamına gelir. Özellikle 1999 yılından sonra her seçimde sağ ittifakın seçimlere çok iyi hazırlandığını oda çevresindeki herkes biliyor. Ancak bu hazırlanmalar onların odayı kazanmaları için yeterli olmuyordu. Yani iyi hazırlanmış olmaları kazanmalarını sağlamadı; hatta görece en zayıf oldukları bir dönemde kazandılar. Seçime katılımın düşüklüğü bunu zaten gösteriyor.

Seçim sonuçları: Gerilemenin sayısal tablosu

Veriler, kaybın ani değil uzun süreli bir çözülmenin sonucu olduğunu açıkça ortaya koyuyor.

2018: Çağdaş 4214 – Toplam 6841

2020: Çağdaş 3314 – Toplam 4686

2022: Çağdaş 2562 – Toplam 4016

2024: Çağdaş 2507 – Toplam 4221

2026: Çağdaş 2305 – Toplam 4652

Bu tablo açıkça şunu gösteriyor: Çağdaş/Demokrat çizgi yıllar içinde düzenli olarak oy kaybetmiştir. Aynı zamanda toplam katılım da ciddi biçimde düşmüştür. Bu durum, üyelerin odayla bağının zayıfladığını ve mevcut yönetim anlayışının kendi tabanını erittiğini göstermektedir.

Eski İMO yönetiminin kaybetme süreci, TMMOB’nin geçmişteki mücadele çizgisinden uzaklaşmasıyla başladı.

Odayı salt mesleki çalışmalar yapan bir noktaya getirmek için çalıştılar. Bunu yapabilmek için de odaların geçmişteki kazanımlarını savunan sol grupları bir bir tasfiye ettiler. Son beş dönemde seçime katılım ve alınan oy oranları durumu net olarak gösteriyor. Ancak yaptıklarının sonucu sadece muhaliflerin tasfiyesi olmadı; aynı zamanda ayaklarının altındaki zeminin kayması oldu. Salt meslek faaliyetlerinin işe yaramadığını, odayı sağcılaştırmanın geleceği noktanın, odayı tamamen sağcılara teslim etmek olduğunu şimdi görüyoruz.

Bu gerilemenin kökleri ise daha geriye, TMMOB’nin mücadele çizgisinden kopuş sürecine uzanmaktadır.

TMMOB’nin mücadele geleneği ve kırılma

TMMOB özellikle 70’li yıllarda Teoman Öztürk döneminde mesleki demokratik kitle örgütü niteliğini kazanmıştı. Bedel ödemeyi göze alarak üyelerinin ve genel olarak emekçi sınıfların çıkarlarını savunmuş, önemli kazanımlar elde etmişti. Aynı zamanda meslek odaları antifaşist mücadelenin önemli mevzilerinden biri haline getirilmişti. Böyle bir yapıyı faşistlerin seçimle alması mümkün değildi.

Zaten 42 yıl önce de 12 Eylül faşist cuntası denetiminde yapılan seçimlerle yönetim faşistlere verilmişti. Hemen sonraki ilk seçimlerde devrimci-demokrat mühendislerin gayretiyle odalar tekrar faşistlerden alındı.

Bu arada şunu da belirtmekte fayda var: Faşist cunta da odaların mesleki demokratik kitle örgütü olmasından çok rahatsız olmuş, 12 Eylül Anayasası’nda örgütlenme alanı daraltılmıştır. Yani odaların ekonomik ve sosyal sorunlarla ilgilenmesi engellenmek istenmiştir. Daha sonra da 2007 yılında Abdullah Gül Cumhurbaşkanı olur olmaz, Devlet Denetleme Kurulu’na (DDK) TMMOB’yi denetleme emrini vermiştir. DDK’nin hazırladığı raporda TMMOB ve odalar hedef gösterilmiştir. Bu gelişmelerden TMMOB ve odaların mücadele çizgisi ile sürekli sistemi rahatsız ettiğini göstermektedir

İMO İstanbul Şubesi’nde 1998 kırılması

İMO İstanbul Şubesi 1998 yılından bu yana TMMOB ve bağlı odaların geçmişteki mücadele çizgisine inanmayan bir anlayış tarafından yönetiliyordu.

Üyeleri sadece seçim zamanında koltukları için hatırlayan, seçim zamanları “odamızı faşistler alacak” diyerek üyelerin antifaşist duyarlılığını sömüren; bu arada pratikleriyle geçmişin kazanımlarına karşı oldukları halde ikiyüzlü davranarak uzun yıllar koltuklarını korudular. Oda yönetiminin gerçek yüzünü gören demokrat mühendisler bir bir odadan tasfiye edildi.

12 Eylül’den sonra TMMOB ve bağlı odaların mücadele çizgisinde bir gerileme olduğu zaten görülmektedir. Buna rağmen, meslek odalarına geçmişten devredilen ve odaların örgütsel yapısında demokratik katılımı sağlayan kurullar (meclis tarzı) varlığını koruyordu. Bu kurullar, değişik statülerde çalışan mühendislerin ekonomik ve demokratik taleplerinin odaya taşınmasını ve tartışılmasını sağlıyordu.

İMO İstanbul Şubesi’nde de böyle bir kurul olan “Delegasyon” vardı. Bu kurul üyelere açıktı, ancak daha çok oda çalışmalarına düzenli katılan üyelerden oluşuyordu. 1998 yılında her seçim döneminde olduğu gibi yaklaşık iki ay çalıştı, aday adaylarını oy çokluğuyla belirledi ve çalışma programını hazırladı. Ancak seçimlere 9 gün kala, şube başkan adayı cebinden bir aday listesi çıkardı ve “Delegasyon”un kararlarını tanımadığını söyledi.

Bu dayatmasının arkasındaki motivasyon, oda faaliyetlerinin demokratik yönünü yok edip oda çalışmalarını salt mesleki bürokratik bir kuruma dönüştürmekti. Bu müdahale, yalnızca bir liste tartışması değil, oda içi demokrasinin fiilen ortadan kaldırılması anlamına geliyordu.

Tasfiye ve bölünme: Oda içinde siyasal zemin kaybı

Bu antidemokratik tutuma karşı itiraz edildi, ancak itirazlar sonuç vermedi. Seçimlere 9 gün kala devrimci-demokrat mühendisler ayrı liste ile seçime katıldı. 1998 yılındaki seçimlere katılan devrimci-demokrat listenin çalışma programı oda üyelerinin yüzde 80’ini, yani ücretli çalışan ve kamuda çalışan mühendislerin sorunlarını ve çözüm önerilerini kapsıyordu.

Buna rağmen devrimci-demokrat liste kendi programını üyelere iyi anlatma imkânı yaratamadı. Çağdaş Mühendisler grubunun “Odayı faşistler alır” söylemi her şeyin önüne geçti. Üyeler her şeye rağmen bölünmenin kaybetmek anlamına geleceğini düşündüler.

Seçimlere solun iki liste olarak çıkması üye tabanı tarafından istenmiyordu. Tekrar ortak aday çıkarmak için toplantılara katılmak isteyen devrimci-demokrat mühendislerin toplantıda konuşmaları engellendi. Devamında toplantılar iptal edildi, kavga çıkarıldı ve adeta devrimci-demokrat mühendisleri odadan uzaklaştırmak için göğüslerini siper ettiler. Bunları yapan sadece Cemal Gökçe’nin ekibi değil, çeşitli sol grup temsilcileri de aynı safta yer aldı. Daha sonraki dönemlerde onlar da bir bir tasfiye edildi. Bu süreç, sadece bir seçim bölünmesi değil, uzun vadeli bir örgütsel çözülmenin başlangıcı oldu.

2006 seçimleri ve tasfiyenin tamamlanması

2006 yılında yeniden devrimci-demokrat mühendisler ayrı liste ile seçimlere girdi. Bahsi geçen sol gruplar Cemal Gökçe’nin en aktif savunucuları olarak seçimde çalıştı. Sonuçta Teoman Öztürk’ün mücadele çizgisi İMO İstanbul Şubesi’nde el birliğiyle yok edildi. Buna rağmen destek veren sol gruplar da tasfiyeden kurtulamadı.

Devamında bu anlayış hegemonyasını kurdu. Yaklaşık 20 yıl aralıksız Cemal Gökçe şube başkanı seçildi. Bu süre içinde odayı adeta yarı resmi bir kurum gibi çalıştırdı. Bu dönemde toplumun her kesimi gibi mühendisler de kazanılmış haklarını bir bir kaybetmeye devam etti.

Üyeden kopuş: Yetkin mühendislik ve odanın üyesinden kopması

Salt mesleki çalışmalarla odayı savunacak duyarlılıkta bir üye kitlesi örgütlemek mümkün değildi. Geçmişten gelen ve her geçen gün azalan destek bu trajik sonu engelleyemedi.

Toplumsal mücadeleden uzak salt meslekçi yaklaşım İMO İstanbul’un, üyelerinin yüzde 80’ini oluşturan ücretli çalışan mühendislerin sorunlarıyla ilgilenmemesi anlamına geldi. Bu sorunlarla ilgilenmek yerine “yetkin mühendislik” önerileriyle mühendisleri karşılarına aldılar. Kamuda çalışan ve ücretli çalışan mühendislerin sorunları ile hiç ilgilenmediler.

Bu tutum üye çoğunluğunu zaman içerisinde odadan uzaklaştırdı. Binlerce genç mühendis de zorunlu olmadıkça sorunlarıyla ilgisiz olan odaya zaten üye olmuyordu. Üye ile bağ kurmayan bir oda yapısının seçim kazanma kapasitesini sürdüremeyeceği bu süreçte açıkça görüldü. Üyeden kopuşun bir diğer önemli boyutu ise oda yönetiminin kurduğu ilişkilerde kendini göstermektedir.

Ticarileşme ve ilkesiz kurumsal ilişkiler

Sadece CHP’li belediyelerde belediye başkanları veya yönetici konumdaki üyelerle ilişkiler kurarak projelerde oda onayının devam etmesini ve belediyelerdeki üye mühendislerin seçimlere tepeden baskı ile getirilmesini istediler.

Ben belediyede uzun yıllar çalıştım. Sendikanın işyeri temsilcisi olduğum bir dönemde, işyerinde sendikal bir eylemden sonra bir grup sendika üyemizle birlikte belediye yönetimi bizi hayvan barınağına sürdü. Bu sürgün tamamen cezalandırma amaçlıydı.

Yaşadıklarımızı yazılı olarak İMO İstanbul Şubesi’ne bildirdim ve üyeleri olduğumu belirterek dayanışma istedim. Bana verilen cevapta “yaptığımız araştırmada böyle bir sürgün olmadığını, belediyenin görevlendirme yaptığını” yazdılar.

O günlerde bize yapılan sürgüne karşı çok sayıda eylem yapıldı ve basın bunları yazdı. Sonunda belediye yönetimi geri adım attı. Ama İMO İstanbul Şube yönetimini ilgilendiren belediyelerden iş almak olduğundan, benim için ilişkilerini bozmak istemediler. Kamuda çalışan mühendislere yaklaşımları genellikle böyleydi.

EMO örneği: Kayıp ve geri kazanım

1996 yılında Elektrik Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi (EMO) seçimlerinde sol gruplardan üç liste seçime girdi. Bu nedenle faşistler kazandı. Ancak kaybedenler pes etmedi. Gece gündüz çalışarak binlerce üyeden imza topladılar, olağanüstü genel kurulun toplanmasını sağladılar ve yönetimi tekrar aldılar. EMO İstanbul Şube örneği dersler çıkarılacak önemli bir deneyimdir.

Bu çalışmaya en fazla emek verenlerden biri de devrimci mühendis Tülin Aydın’dır. Zor ama imkânsız olmayan bu çalışma Tülin’in ısrarı ve kararlılığı ile elektrik mühendisleri tarafından başarılmıştır. 1999 yılında aramızdan ayrılan Tülin Aydın’ı saygıyla anıyorum.

Sonuç olarak, mühendislerin asgari ücretle çalıştığı, işsiz kaldığı koşullarda üyelerinin sorunlarına karşı mücadele örgütlemeden, onlarla temas kurmadan, demokrasi mücadelesi vermeden sadece “mesleki çalışmalar” yaparak odayı sistemin bir kurumuna dönüştürdüler. Bu da kaçınılmaz olarak odanın kaybedilmesine neden oldu.

Seçim verilerinin de gösterdiği gibi, bu kayıp ani bir sonuç değil; uzun yıllar süren üyeden kopuşun ve mücadele çizgisinden uzaklaşmanın birikimli sonucudur. Bu kayıp, bir seçim yenilgisinden çok, yanlış bir çizginin kaçınılmaz sonucudur. Bu tablo karşısında yapılması gerekenler ise açıktır.

İstanbul’da çok sayıda devrimci-demokrat mühendis bulunmaktadır. Böyle zor zamanlarda sorumluluk her zaman devrimci-demokrat mühendislerin omuzlarındadır.

Olağanüstü kongre için gerekli işleri gün geçirmeden örgütleyeceklerine ve bu görevi başaracak pratik deneyime ve birikime sahip olduklarına inanıyorum.

* Ali Erdoğan, inşaat mühendisi


© sendika.org