Dilin ucunda geçen 90 saniye
Ay başında bir telefon konuşması sırasında Cem Yılmaz’ın soyadını tam 90 saniye aradım. Evet, Yılmaz’ı. İnsanları sokakta rastgele durdursanız üçüncü kişide Yılmaz soyadına denk gelirsiniz. Karşı tarafa Cem’i tamamlamasın diye yalvardım. Benim bulmam gerekiyordu. Eski sınıf arkadaşının soyadını unutursun, ama Türkiye’nin bir numaralı stand-up’çısını değil.
Savunmam hazır: Kızımın üniversite başvuruları yüzünden sabah akşam kafa yoruyorum, Flydubai, Cornell 7'lisi ve Tera bombardımanına maruz kalmışım; üstüne yaş icabı kapıda bekleyen beyin sisi var. Ama dürüst olalım, bunların hiçbiri “Yılmaz”ı açıklamaz. Bu yüzden her normal insan gibi olayın temeline inmeye karar verdim. Doktor, tahlil, MR gibi yöntemler aklınıza gelmesin ben hep en temele inerim. Bilgi beynimizde nasıl durur? Hatıra dediğimiz şey nedir? Hatırlamak nasıl olur? Bilimsel yazılar okumayı acı gerçeklerden kaçmak için kullanmak çok zevkli. Tavsiye.
Hatıralar biyolojik bir sihir. Vıcık bir etten ibaret beynimiz geçmiş anları defalarca geri çağırıp yeniden yaşamamıza izin veriyor. Ama hatıralar fotoğraflar gibi değişmez değil, daha çok balmumundan yapılmış bir diorama: çocuklarımızın ödevi için şu ayakkabı kutusuna yaptığımız üç boyutlu sahneler gibi. Hatıraları geri çağırdığımızda dikkatimizin spot ışığı o balmumunu biraz eritir ve sahne az da olsa değişir. Bu benzetmenin değerini ilerleyen satırlarda anlayacaksınız.
Beynimizde 86 milyar nöron var. Her biri yaklaşık diğer 10 bin nöronla bağlantılı, bu da yüzlerce trilyon bağ demek; evrendeki yıldızlardan katlarca fazla (Uzay kıyaslamaları fav). Bu kaostan anlam çıksın diye nöronlar topluluklar kurar ve topluluklar beynin dikkatini kazanmak için yarışır. Yarışı kazanan grup o anki bilincinizi oluştururken, arka planda hemen iki kritik hamle........
