Avrupa 2026´ya girerken
“Amerika’nın kalıcı dostları ya da düşmanları yoktur; kalıcı çıkarları vardır.”
Henry Kissinger’ın bu cümlesi, bugün Avrupa’nın içinde bulunduğu durumu anlamak için yeniden okunmalı. Çünkü Avrupa 2026’ya girerken yalnızca Rusya’dan gelen tehditlerle değil, en büyük müttefikinin giderek belirsizleşen ve mesafeli tavrıyla da yüzleşiyor. Uzun yıllar boyunca otomatik kabul edilen transatlantik bağ, artık sorgulanan bir denklem hâline gelmiş durumda.
Avrupa bugün nadiren aynı anda yaşanan türden bir sıkışmayla karşı karşıya: güvenlikte, ekonomide ve iklim politikasında. Her biri tek başına bile ağır; birlikte düşünüldüğünde ise tam anlamıyla stratejik bir kâbus. Bu tablo yalnızca Avrupa’nın değil, Amerika’nın ve hatta küresel düzenin geleceğini de doğrudan etkiliyor.
Rusya’nın 2022’de Ukrayna’yı işgali, Avrupa’nın onlarca yıllık rehavetini paramparça etti. “Soğuk Savaş bitti, tehditler bitti” konforu tarihe karıştı. Baltık Denizi’nde kesilen denizaltı kabloları, Avrupa içinde yürütülen sabotaj ve suikast faaliyetleri, Polonya ve Romanya hava sahasına giren Rus dronları ve NATO hava sahasını kasıtlı biçimde ihlal eden Rus uçakları artık istisna değil, yeni normal. 2026’da bu tabloyu yumuşama değil, daha sofistike bir gerilim siyaseti bekliyor.
Bu tabloyu ağırlaştıran temel unsur ise Washington’un değişen yaklaşımı. Amerika’nın Avrupa’ya verdiği güvenlik garantisi artık eskisi kadar kesin değil. Trump döneminin NATO’ya mesafeli dili, Avrupa’da “Acaba yalnız mıyız?” sorusunu kalıcı hâle getirdi. Bu belirsizlik, Vladimir Putin’i cesaretlendiriyor. Kremlin’in stratejisi doğrudan bir NATO savaşı değil; sınırları sürekli test eden, ittifakı içeriden yoran ve siyasi kararlılığı aşındıran bir baskı........
