Dünyâ Neden Kalbimize Yetmiyor?-4
Îmân dünyâyı Cennet yapmaz; ama dünyânın içindeki karanlığı aydınlatır.
Bir önceki yazımızda dünyânın güzel olduğunu; fakat Cennet olmadığını konuşmuştuk. Namâzın her sıkıntıyı bir anda ortadan kaldırmadığını, fakat fırtınanın içinde kalbin yönünü koruduğunu görmüştük. Bâzı iç sıkıntılarının da insana neyi ihmal ettiğini düşündüren bir alarm olabileceğini söylemiştik.
Şimdi şu sorulara bakalım:
Madem dünyâ geçici, öyleyse nimetleri nasıl seveceğiz?
Îmân dünyâya bakışımızı nasıl değiştirir?
Ve içimiz daraldığında ne yapabiliriz?
DÜNYÂ NİMETLERİ FRAGMAN GİBİDİR
Bir filmin fragmanını izlersin. Fragman seni heyecanlandırır; ama filmin tamâmı değildir. Fragmanı filmin kendisi zannedersen eksik kalırsın.
Dünyâdaki güzellikler de Cennet nimetlerinin küçük işâretleri ve haberleri gibidir.
Güzel bir sofra, Cennet sofralarını hatırlatır. Güzel bir bahar, Cennet bahçelerini düşündürür. Güzel bir dostluk, ayrılıksız dostluğu özletir. Huzurlu bir ân, asıl huzurun varlığını haber verir.
Dünyâdaki güzellikler sanki şöyle der:
“Bende takılıp kalma; beni vereni ve benden daha güzelini düşün.”
Bir çiçek sâdece rengini göstermez; onu yaratan Rahmân’ı da düşündürür. Bir nimet sâdece lezzet vermez; onu ikrâm eden Rezzâk’ı da hatırlatır.
Mesele dünyâyı sevmemek değildir. Mesele, nimette takılıp Nimet Vereni unutmamaktır.
ÎMÂN DÜNYÂYA BAKIŞI DEĞİŞTİRİR
Îmân dünyâyı yok etmez; fakat dünyâya bakışımızı........
