Anlamadım Diye Yanlış Mı?
İslâmiyet soru sormaktan korkmaz; fakat hakîkat aceleyle değil, usûlle anlaşılır
Sevgili genç kardeşim,
Bâzen bir dinî mesele duyarsın.
Bir âyet karşına çıkar.
Bir hadîs okursun.
Bir fıkıh hükmünü öğrenirsin.
Bir mezhep görüşüne rastlarsın.
Sonra içinden şu cümleler geçebilir:
“Bu bana garip geldi.”
“Ben bunu anlayamadım.”
“Böyle şey olur mu?”
“Demek ki bu yanlış.”
“Demek ki dinde çelişki var.”
İşte tam burada biraz durmak gerekir.
Çünkü bir şeyi anlamamak, o şeyin yanlış olduğunu göstermez. Bâzen sâdece bizim o meseleyi henüz anlayacak kadar bilgiye, usûle veya bakış açısına sahip olmadığımızı gösterir.
Bu çok normaldir. İnsan her meseleyi ilk duyduğu anda kavramak zorunda değildir. Sen de her şeyi hemen anlamak zorunda değilsin. Fakat anlamadığın bir şeyi hemen yanlış ilân etmek de doğru değildir.
ANLAMADIĞIN HER ŞEY YANLIŞ DEĞİLDİR
Bunu günlük hayâttan düşünelim.
Matematikte zor bir konu gördüğünde hemen “Matematik yanlış” der misin?
Demezsin.
Çünkü bilirsin ki belki o konuyu anlamak için önce başka bilgileri öğrenmen gerekir.
Bir doktor sana bir ilaç yazsa, sen de ilacın içindeki maddeleri anlamasan hemen “Bu ilaç yanlıştır, tıp diye bir şey yoktur” der misin?
Demezsin.
Çünkü doktorun bu konuda eğitim aldığını, tecrübe kazandığını ve neye nasıl bakacağını bildiğini kabul edersin. Sen ilacın kimyasını bilmiyor olabilirsin; ama bu, ilacın yanlış olduğunu göstermez.
Bir röntgen filmine baktığında oradaki çizgileri, gölgeleri ve görüntüleri anlayamayabilirsin. Ama doktor aynı filme bakınca önemli şeyler görür. Çünkü o işin usûlünü öğrenmiştir.
Dinî meselelerde de durum buna benzer.
Bir âyeti, bir hadîsi, bir hükmü veya bir mezhep görüşünü ilk anda anlayamayabilirsin. Bu seni kötü yapmaz. Bu, îmânının hemen zayıf olduğu anlamına da gelmez. Fakat burada dikkat etmen gereken şey şudur:
Anlamadığın şeyi hemen reddetme; önce dur, sor, araştır ve ehline danış.
Çünkü bâzen kapı kilitli değildir; sâdece sen doğru anahtarı henüz bulmamışsındır.
İSLÂMİYET BİRKAÇ DAKİKALIK BİLGİYLE TÜKETİLECEK BİR KONU DEĞİLDİR
İslâmiyet, birkaç kısa video veya sosyal medyadaki birkaç tartışma cümlesiyle tüketilecek basit bir konu değildir.
Çünkü İslâmiyet sâdece bir bilgi listesi değildir. İslâmiyet; îmân, ibâdet, ahlâk, adâlet, merhamet, kul hakkı, âile, ölüm, âhiret ve hayâtın mânâsı gibi birçok alanı birlikte ele alan büyük bir hakîkat yoludur.
Kur’ân’ı anlamak için tefsir ilmi vardır.
Hadîsleri değerlendirmek için hadîs ilmi vardır.
Dinî hükümleri anlamak için fıkıh ve fıkıh usûlü vardır.
Îmânın esaslarını kavramak için akâid ve kelâm ilmi vardır.
Peygamber Efendimizin (asm) hayâtını anlamak için siyer ilmi vardır.
Bu ilimlerin varlığı bize şunu gösterir:
Dinî meselelerde ilk duyduğumuz cümleyle hüküm vermek çoğu zamân eksik ve acele bir değerlendirme olur.
Şimdi düşün:
Bir insan yıllarca tıp okur ama yine de her hastalığın uzmanı olmaz.
Bir insan yıllarca hukuk okur ama yine de her hukuk meselesini tek başına çözemez.
Bir insan yıllarca mühendislik okur ama yine de her sistemi bütün ayrıntısıyla bilemez.
O hâlde insanın hem dünyâsını hem âhiretini hem aklını hem kalbini ilgilendiren dinî meselelerde birkaç dakikalık bilgiyle hüküm vermek doğru olur mu?
Elbette olmaz.
Bu yüzden bize düşen şey, hemen hüküm vermek değil; meseleyi doğru yerden öğrenmeye çalışmaktır.
“BEN ANLAMADIM” BAŞKA, “BU YANLIŞTIR” BAŞKA
Burada çok önemli bir ayrım var.
“Ben bunu anlamadım” demek dürüstlüktür.
Ama “Ben bunu anlamadım, o hâlde bu yanlıştır” demek aceleciliktir.
Meselâ bir matematik problemini çözemediğinde iki türlü davranabilirsin.
Birinci yol şudur:
“Ben bu problemi çözemedim. Demek ki matematik saçma.”
İkinci yol ise şudur:
“Ben bu problemi henüz çözemedim. Demek ki önce konuyu öğrenmeliyim, örnek çözmeliyim, öğretmenime sormalıyım.”
Hangisi daha akıllıca?
Elbette ikincisi.
Dinî meselelerde de aynı ölçü geçerlidir.
Böyle bir durumda insan şöyle düşünebilir:
“Ben şu anda bu meseleyi anlayamadım. Ama İslâmiyet’in doğruluk, adâlet, merhamet, kul hakkı, sabır, şükür, ibâdet, ölüm, âhiret ve hayâtın anlamı gibi konularda çok güçlü cevâplar verdiğini görüyorum. O hâlde benim anlamadığım bu meselenin de mutlaka araştırılması gereken bir bağlamı, delili, hikmeti ve usûlü olabilir.”
Bu, hem akla hem insafa daha uygun bir tavırdır.
Çünkü burada hem aklını kullanıyorsun hem de acele hüküm vermiyorsun.
Bu körü körüne inanmak değil; hakîkate karşı ilmî tevâzu göstermektir.
SOSYAL MEDYA HIZIYLA HAKÎKAT ARANMAZ
Bugün zihnimizi en çok yoran şeylerden biri hızdır.
Bir video, bir cümle, bir paylaşım veya kısa bir tartışma birkaç dakika içinde zihnimizi karıştırabiliyor. Bâzen de hemen karar vermek istiyoruz.
Ama hayâtın hiçbir ciddi meselesinde böyle davranmıyoruz.
Telefon alırken araştırıyoruz.
Bir okula karar verirken sorup soruşturuyoruz.
Bir doktora gideceğimiz zamân kime gideceğimizi öğrenmeye çalışıyoruz.
Peki insanın yaratılış gâyesini, kulluğunu, âhiretini ve hayâtının mânâsını ilgilendiren dinî meselelerde birkaç dakikalık bir videoyla hüküm vermek doğru olur mu?
Olmaz.
Sosyal medya hızlıdır; hakîkat ise aceleye gelmez.
Sosyal medya çoğu zamân parçayı gösterir; hakîkat bütünü görmeyi ister.
Sosyal medya bâzen öfkeyi artırır; hakîkat ise sâkinlik, sabır ve dikkat ister.
Bu yüzden bir dinî mesele karşına çıktığında hemen paniğe kapılma. Önce dur. O bilginin kaynağına bak. Kim söylüyor? Nereden almış? Bağlamı ne? Gerçekten böyle mi? Güvenilir ilmî kaynaklar ve ehil kimseler bu konuda ne demiş?
Unutma:
Her duyduğun bilgi ilim değildir.
Her etkileyici konuşma doğru değildir.
Her kısa video güvenilir değildir.
Her sert itiraz, gerçekten sağlam bir delile dayanıyor demek değildir.
Her anlamadığın mesele de yanlış değildir.
SORU SORMAK KÖTÜ DEĞİLDİR
Burada içini rahatlatacak önemli bir şey söyleyelim:
İslâmiyet soru sormaktan korkmaz.
Kur’ân insanı düşünmeye, akletmeye, ibret almaya ve hakîkati araştırmaya dâvet eder. Yani sen soru sorabilirsin.
“Bu âyetin mânâsı nedir?” diyebilirsin.
“Bu hadîs nasıl anlaşılmalı?” diye sorabilirsin.
“Bu hükmün hikmeti nedir?” diye merak edebilirsin.
“Mezhepler niçin farklı görüş söylemiş?” diye araştırabilirsin.
Bunlar kötü değildir. Aksine samîmi sorular insanı daha sağlam bir îmâna götürebilir.
Îmân sâdece “bana böyle söylendi” düzeyinde kalırsa kolay sarsılabilir. Asıl kuvvetli îmân, insanın araştırarak, düşünerek, delilini görerek ve kalben tatmin olarak kuvvetlendirdiği îmândır. Buna “îmân-ı tahkikî” denir.
Îmân-ı tahkikî, insanın inandığı hakîkati düşünerek, araştırarak, delilini görerek ve kalben tatmin olarak kuvvetlendirmesidir.
Fakat burada çok ince bir ölçü var:
Öğrenmek için sormak başka........© Risale Haber
