menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Bediüzzaman Hazretlerinin ‘Ed-Dâî’ Şiiri ve Bu Başlığın Anlamı

3 0
sunday

Yaklaşık on sene önce Bediüzzaman hazretlerinin “ed-Daî” imzasının “Dua eden” manasına geldiğine dair bilginin yaygın bir kanaat olarak neşredildiğini görmüş ve bu makamda doğru olmadığını ilk defa Adana-Mersin’de dile getirmiştim. Bazı ehli ilim hocalar “hem dua eden” hem “davet eden” anlamına geldiğini ifade etmektedirler. “Hakkın hatırı âlidir, hiçbir hatıra feda edilmez” kaidesi gereğince vardığım ilmi bir neticeyi arz etmeyi vicdanen lüzumlu gördüm.

İlmî istidlal metodunu kullanarak buradaki “ad-Daî” mefhumunun, sadece “davet eden” manasına geldiğini maddeler halinde arz etmeye çalışacağız:

ED-DÂÎ

Yıkılmış bir mezarım ki yığılmıştır içinde,[1]

Said’den yetmiş dokuz emvat bâ-âsâm âlâma.

Sekseninci olmuştur mezara bir mezar taş.

Beraber ağlıyor hüsran-ı İslâm’a.

Mezar taşımla pür-emvat enindar o mezarımla,

Revânım saha-i ukba-yı ferdâma.

Yakînim var ki istikbal semavatı zemin-i Asya,

Bâhem olur teslim yed-i beyza-yı İslâm’a.

Zira yemin-i yümn-i imandır, verir emni eman ile enama”

a) Bilindiği üzere, başlıklar “Beraatu’l-İstihlal”. Yeni doğan çocuğun bağırıp ses çıkarması gibi onun canlı bir cenin, kanlı bir bebek olduğunu gösteren bir terimdir. Bunun gibi, bir kitabın, bir makalenin, bir mevzuun başlığı da arkasından gelecek ifadelerin “başlığa münasip” bir canlılığı göstermeye yönelik olduğunun işaretidir.

Bu açıdan bakıldığında ilgili manzumenin dua eden değil “davet eden” bir başlık adı ve içeriği taşımasını zorunlu kılar. Zira İslam Âlemi’nin istikbaldeki haritasını çizmek bir “dua” değil, bir “davet” işidir.

b) Bediüzzaman hazretleri bir müceddiddir. Kur’an ve iman hakikatlerini ümmete ders vermek “Dua” ile değil, “davet” ile olur.

c) Tecdid vazifesinde en son varis-i nebi olan üstadın Onun (s.a.v) aynı çizgisini takip etmesi şarttır. “Hz. Peygamberin (s.a.v) bir müjdeci, bir uyarıcı ve Allah’a davet edici” (Ahzab:45-46) vasıflarından da anlaşılıyor ki, Kur’an ve iman hizmeti bir “davet” işidir. Evet, Hz. Peygamberin (s.a.v) vazife başındaki görevi “dua” etmek değil, “davet” etmektir. Ahkaf suresinde iki defa (ayet: 31-32) “Dâiyellah” (Allah’a davet eden) şeklindeki ifadeyle bu hakikate işaret edilmiştir.

Özellikle Taha suresinde (ayet:108) “ed-Dâî” kelimesi, Risale-i Nur’daki ifadeyi teyit edecek şekilde gelmiştir. (يومئذٍ يتّبعون الداعي) “O gün, insanlar hiç bir tarafa sapmadan, davetçiye (Allah’ın davetçisine) uyarlar. Öyle ki Rahman’ın heybetinden sesler kısılmıştır. Artık bir fısıltıdan başka hiçbir ses işitemezsin.” Bu ayetlerden anlaşılıyor ki, vazife başında olduğu sürece Peygamberlik görevi peygamberliğin başından mahşerdeki hesabın hitamına kadar bir davet süreci içerisinde devam eder.

Bütün peygamberlerin vahye dayalı ilahi görevlerini yürütürken kullandıkları “davet” metodu, son peygamber Hz. Muhammed’in (s.a.v) ve onun son varisi Ahir zaman müceddidinin bu davetinin kıyamete kadar devam etmesi en makul, en lüzumlu en zorunlu bir kutsi halkayı teşkil etmektedir.

Peygamberlerin sonuncusu Hz. Muhammed’e (s.a.v) bağlı olan İslam ümmetinin son mürşidi, tecdid hareketinin son görevlisi, Bediüzzaman hazretlerinin kendi şahsının ve reisi olduğu ümmetin son durumunu özetleyen çok veciz ve remiz dolu bir manzumede........

© Risale Haber