Besmele’nin Sırları
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ وَبِه۪ نَسْتَع۪ينُ
اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَم۪ينَ وَالصَّلَاةُ وَالسَّلَامُ عَلٰي سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ وَعَلٰٓي اٰلِه۪ وَصَحْبِه۪ٓ اَجْمَع۪ينَ
Bediüzzaman Sözler adlı şaheserinin başında Besmelenin tefsiriyle ilgili bir küçük bir Risale yazmıştır. Küçüklüğüne bakmayın; her cümlesi bir kitaba kaynak olacak kadar çok sırlar barındırıyor. Bu Risale “Birinci Söz” adıyla bilinir.
Klasik müfessirler besmeleyi tefsir ederken, besmelenin başında yer alan (ب) harfinden başlayarak kelimelerinin etimolojik yapısına, lügat ve ıstılah manalarına ve irabına varıncaya kadar tüm detaylara yer vermişler. “Rahman” isminin neden “Rahim” isminden önce yer aldığını, Rahman ve Rahim sıfatlarının neden tercih edildiklerini, besmelede “Allah” lafze-i Celalinin neden tahsis edildiğini, “Allah” kelimesinin hangi kökten geldiğini… Tüm bu başlıklarda detaylara inerek geniş açıklamalar yapmışlar.
Hatta bırakın Besmele hakkında, İstiaze [Eûzzu Billahi Mine’ş-Şetani’r-Recîm] hakkında bile çok uzun tafsilat vermişler. Fahrüddin Razi, Mefatihu’l-Gayb adlı Tefsirinin birinci cildini Fatiha suresine ayırmış, İstiâze ve Besmele hakkında 100 küsur sayfa yazmıştır. Denildiğine göre kendisi, Rey [Tahran’ın güneyinde yer alan kadim bir kent] kentinde vaizlik yaparken birileri ona, “Sen bir ayet hakkında çok fazla izahat veriyorsun. Bu gereksiz olmuyor mu?” demişler. Fahrüddin Razi bunların sözlerine karşı çıkarak, Kur’an’ın her bir ayetinin ciltler dolusu mana taşıdığını, yazmayı planladığı tefsirinde sadece Fatiha suresi için bile bir cilt yazmayı düşündüğünü söylemiş, öyle de olmuştur.
Bediüzzaman ise, klasik müfessirlerin bu tarz tefsirlerini önemsiz kabul etmiyor kuşkusuz, ama onun tefsir tarzı farklıdır. O adeta kâinatı konuşturarak mahlûkatın dilinden besmeleyi anlatmıştır. “Bismillah her hayrın başıdır, biz dahi başta ona başlarız” diyerek Besmelenin bütün hayırlı işlerin başı, hem İslam’ın nişanı, alameti, hem kâinatın dilindeki virdi olduğunu söylüyor. Aslında Besmelenin İslam’ın nişanı olduğunu söyleyerek konu hakkındaki bir hadise de işaret etmiş oluyor; şöyle ki:
Resûl-i Ekrem (sav) Taiflilere İslam’ı anlatmak için oraya gittiğinde müşriklerin barbarlığına maruz kalmış, ayağından yaralanmış ve yorgun düşerek bir bağın kenarındaki gölgelikte dinlenmişti. Bağın bekçiliğini, Addas isminde Hristiyan bir köle yapıyordu. Hz. Peygamber’in gölgede oturduğunu gören Addâs ona biraz üzüm ikram etmişti. Resul-i Ekrem "Bismillah" diyerek üzümleri yemeye başlayınca, Addas, "Allah´a andolsun ki, söylediğin bu kelimeyi bu........© Risale Haber
