Bugün Avukatlar Günü...
Adaletin peşinde koşan, kalemini ve kelamını mazlumun zırhı yapanların günü. Fakat bazı isimler vardır ki, onlar sadece bir mesleği icra etmemiş, bir devrin vicdanı olmuşlardır.
İşte o isimlerden biri, cübbesini hakikatin bayrağı yapan Avukat Bekir Berk’tir.
Bekir Berk’i anlatmak, sadece bir hukukçuyu anlatmak değildir; bir "adanmışlık" destanını yad etmektir.
Annesiyle bir sabah Ayasofya'ya namaza gittiğinde Cami kapalı sözünü işittiği gün karar vermişti hukuk adamı olmaya.
1951’de İstanbul Hukuk’tan mezun olduğunda önünde parlak, konforlu bir kariyer vardı. O ise en zor olanı, ateşten gömleği giymeyi seçti. Mazlumların, masumların ve inandığı değerler uğruna zindanlara atılanların sesi oldu.
1958’de Isparta milletvekili Dr. Tahsin Tola’nın teklifiyle ilk defa bir Nur davasının vekâletini aldı. Hem de “Zübeyir, Sungur, Tahiri, Bayram, Ceylan...” gibi 12 ağabeyin maznun olduğu Ankara davasını... Bu dâvâda bir nefis müdafası değil İslâm müdadası yapılacaktı. Bunu gören Bekir Berk'in gönlü artık Bediüzzaman ile beraber çarpacak ve rüyasında Bediüzzaman hazretlerini görecek ve alnında öpecekti Bekir Berk'i.
Onu tanıyanlar bilir; Bekir Berk demek, kar yağdığında kızakla, yollar kapandığında eşek sırtında, uykusuz ve yorgun ama bir mahkeme salonuna tam vaktinde yetişen o "nefes nefese" gayret demektir.
O soğuk mahkeme salonlarına girdiğinde, sadece bir avukat girmezdi içeri; bir ümit, bir teselli rüzgârı eserdi. Çantasında kefeni vardı. Dosyalarını masaya koyuşunda bile bir vukufiyet, bir vakar vardı. Savcıların en sert ithamları karşısında yeri göğü inleterek yaptığı o savunmalar, mazlumun gözyaşını sevince çevirirdi.
Mahkemeye Mutlaka........© Risale Haber
