menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Bir İnsanın İmanını Kurtarmak-1

19 0
04.06.2026

İnsanlık tarihi boyunca yeryüzünde sayısız maddi ve mânevî mücadele yaşandı. Devletler kuruldu, devletler yıkıldı. Ordular yürüdü, fetihler yapıldı. Servetler biriktirildi, medeniyetler inşa edildi. Fakat bütün bunların üzerinde, değeri çoğu zaman fark edilmeyen bir mücadele daha vardı: İnsanların kalplerini imanla buluşturma mücadelesi.

Kur'ân-ı Kerîm'e baktığımızda peygamberlerin en büyük vazifesinin bu olduğunu görürüz. Hazret-i Nuh'un dokuz yüz elli yıl süren sabırlı daveti, Hazret-i İbrahim'in putperest bir topluma karşı tek başına verdiği mücadele, Hazret-i Musa'nın Firavun'a karşı tebliği ve nihayet Fahr-i Kâinat Efendimiz'in (asm) yirmi üç yıllık risaleti hep aynı gayeye hizmet etmiştir: İnsanları Allah'a iman etmeye davet etmek.

Çünkü insanın ebedî saadeti de ebedî hüsranı da imanla alâkalıdır.

Bugün birçok insan dünyayı değiştirecek projeler peşinde koşuyor. Kimi ekonomik kalkınmayı, kimi siyasî başarıyı, kimi teknolojik ilerlemeyi, kimi ilmî çalışmaları insanlığın en büyük meselesi olarak görüyor. Hâlbuki insanın kalbi imanla aydınlanmadıktan sonra sahip olduğu bütün imkânlar onu gerçek saadete ulaştıramıyor. Hatta elde ettiği şeyler o insanı daha da azdırıyor.

Bediüzzaman Said Nursî Hazretleri bu hakikati şöyle ifade eder:

"İman hem nurdur hem kuvvettir. Evet hakikî imanı elde eden adam kâinata meydan okuyabilir." [1]

Bu cümle, imanın yalnızca bir bilgi meselesi olmadığını gösterir. İman, insanın ruhunu aydınlatan bir nur ve hayatına yön veren bir kuvvettir. İnsan iman sayesinde hadiselerin arkasındaki hikmeti görür, musibetler karşısında sabır bulur, nimetler karşısında şükre yönelir, gönlü inşirah bulur.

İşte bu sebepledir ki Kur'ân'da insanların imanına hizmet etmek son derece büyük bir vazife olarak gösterilmiştir.

Cenâb-ı Hak buyuruyor:

"Rabbinin yoluna hikmetle ve güzel öğütle davet et." [2]

Bu ayette dikkat çeken husus, davetin hikmetle yapılmasıdır. Zorlama ile değil, kaba kuvvetle değil, güzel söz ve güzel örneklikle...

Peygamber Efendimiz (asm) de aynı hakikati yaşayarak göstermiştir. Taif'te taşlandığında beddua etmemiş, Mekke fethedildiğinde intikam almamış, kendisine eziyet edenlere dahi merhametle yaklaşmıştır. Çünkü onun hedefi insanları mağlup etmek değil, kalpleri kazanmaktı.

Bir gün Hazret-i Ali'yi Hayber'e gönderirken şöyle buyurdu:

"Allah'a yemin ederim ki Allah'ın senin vasıtanla bir kişiyi hidayete erdirmesi, senin için kırmızı develerden daha hayırlıdır." [3]

O günün en kıymetli serveti kırmızı........

© Risale Haber