Van YYÜ Öğrencilerinden "Kur'ânî ve Nebevî Bir Reçete: Risale-i Nur" Konferansı
Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Sağlık, Kültür ve Spor Daire Başkanlığı’na bağlı “İlim ve Fikir Topluluğu”, Spor Kompleksi Konferans Salonu’nda Bediüzzaman Said Nursî’nin Vefatının Sene-i Devriyesi Münasebetiyle “Âhir Zamanın Yaralarına Kur’ânî ve Nebevî Reçete: Risale-i Nur” konferansı düzenledi.
İlahiyat Fakültesi başta olmak üzere birçok fakülteden öğrencilerin katıldığı konferans, Nesim Tarhan Hoca’nın Kur’ân-ı Kerîm tilâveti ile başladı. Ardından konferansa sunuculuk yapan Eczacılık Fakültesi öğrencisi Fırat Hizol tarafından İlim ve Fikir Topluluğu hakkında kısa bilgilendirmelerde bulunuldu. Sonrasında Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi yüksek lisans öğrencisi Abdulkadir Çelebioğlu konuşmasını yaptılar. Konferansın ardından “Ödüllü Düşünce Yazısı Yarışması”nda ilk 3’e girenlere ödül takdimi yapıldı. Konferans çıkışında çeşitli İslâmî meselelere dair broşürler ve kitaplar dağıtıldı.
SÂDIKLARLA BERABER OLMAK
Konuşmacı Abdulkadir Çelebioğlu “Konferansımızda çeşitli başlıkları ele alacağız.” diyerek “Sâdıklarla Beraber Olmak” mevzûsunu ele alarak konuşmasına başladı;
Cenâb-ı Hak Kur'ân-ı Hakîm'inde meâlen "Ey iman edenler! Allah'tan sakının ve sâdıklarla beraber olun!" (Tevbe, 9/119) buyurmaktadır.
SÂLİHLERİ YÂD ETMEK
Çelebioğlu konuşmasına, “Bediüzzaman Said Nursî’nin vefatının 66. Sene-i devriyesi münasebetiyle yapılan bu programda sâlihleri yâd etmenin ehemmiyeti” üzerinde durarak şunları ifade etti;
Rivâyette geçtiği üzere “Sâlihleri anmak günahlara keffarettir.” (Süyûtî, el-Câmi‘u’s-Sağîr, 3/564, No. 4331) ve Tâbiîn devri müçtehidlerinden Süfyân ibni Uyeyne de şöyle demiştir: “Sâlihlerin zikredildiği meclislere rahmet iner.” (Ahmed ibni Hanbel, ez-Zühd, s. 264; Ebû Nu‘aym, Hilyetül-Evliyâ, 7/285)
"Ölülerinizi sâlih insanların arasına defnediniz." (Deylemî, Müsned, I, 102) hadisi dikkat çekicidir. Vefat etden kimseleri dahi sâlih kimselerin arasına defnedilmesi hem dünyada hem de berzahta sâlihlerle beraber olmamız gerektiğini gösterir.
“İnsanlar arasında Allah’ın zikrinin anahtarları vardır. İnsanlar onları gördüklerinde hemen Allah’ı hatırlarlar.” (Heysemî, X, 78) hadîsi de sâlih kimselerin Allah'ı hatırlattığını bizlere ifade eder ki, onlar Allah'ın zikrini anahtarlarıdır. Vefatları sonrasında bile yâd edilince Allah ve Resûlü hatırlanan âlimlerimize rahmet olsun.
ÂLİMLERİN EHEMMİYETİ
“Âlimlerin Ehemmiyeti” üzerinde duran Abdulkadir Çelebioğlu âyet ve hadîslerden deliller ile şunları dile getirdi:
"De ki: Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?" (Zümer, 39/9) âyeti; ilmi medhetmekte, kıymetini ve üstünlüğünü bize açıklamakta, cehâleti ise yermekte, onun bir eksiklik olduğunu haber vermektedir.
"Allah içinizden iman edenlerin ve kendilerine ilim verilenlerin derecelerini yükseltir." (Mücâdele, 58/11) Bu âyette de Allah, kendilerine ilim verilerinin derecelerinin yükseltileceğini ifade ederek, âlimlerin ehemmiyetine işaret etmiştir.
Hz. Lokman'ın oğluna yaptığı şu tavsiyeler dikkat çekicidir: "Yavrum! Âlim kimselerle berâber ol ve onların sohbetinden ayrılmamaya çalış! Zîrâ Allah Teâlâ, yağmurla toprağı canlandırdığı gibi, hikmet nûruyla da kalbleri canlandırır." (Ahmed b. Hanbel, Kitâbü’z-Zühd, hd. no: 551)
Hadîslerde âlimlere uyulması da ifade edilmiştir. Mesela: "Ulemâ-i ámilîne iktida ediniz. Zîrâ, taayyüş-i dünyevî ve necât-ı uhreviyyeniz için sülûk ettiğiniz tarîkın münevviridirler. [*] (Câmiu's-Sağír)» (Kenzü'l-İrfân, s. 71) yani "İlmiyle amel eden gerçek âlimlere uyunuz. Zîrâ, dünyadaki yaşayışınız ve âhiretteki kurtuluşunuz için gittiğiniz yolun aydınlatıcısıdırlar."
Bir başka hadîste de âlimlere ikram edip onlara hürmet edilmesi ile peygamber vârisi oldukları şu şekilde beyan buyurulmuştur: "Ulemâ-i ámilîne ikrâm ve îzáz ediniz. Zira, anlar tebliğ-i ahkâm-ı İlâhî husúsunda verese-i enbiyâdırlar. Anlara ikram eden, Cenâb-ı Alláh ve Resûlune ikrâm etmiş olur. [*] (Camiu's-Sağír)» (Kenzü'l-İrfân, s. 71) Yani "İlmiyle amel eden álimlere ikram ve i'zâz ediniz. Zira, onlar Allâh'ın hükümlerini anlatma husûsunda peygamberlerin vârisleridir. Onlara ikrâm eden, Cenâb-ı Alláh ve Resûlü'ne ikrâm etmiş olur."
SEVEN SEVDİĞİ İLE HAŞROLUR!
Çelebioğlu konuşmasını çeşitli başlıklar altında sürdürdü;
اَلْمَرْءُ مَعَ مَنْ اَحَبَّ
Yani "Kişi sevdiğiyle beraberdir." (Buhârî, Edeb, 96; Müslîm, Birr, 165) Bu hadîsin sırrıyla anlıyoruz ki: "Dost, dostuyla beraber Cennet'te bulunacaktır." (Sözler, s. 499) Bundan dolayı kimleri sevdiğimize dikkat etmeliyiz. Şu hadîs-i şerîf gayet mühimdir: "Ya âlim, ya ilim öğrenen, ya dinleyen, ya da bunları seven kimse ol. Sakın beşincisi olma! Yoksa helak olursun." (Câmiu's-Sağír, 1213)
RİSALE-İ NUR'U VE BEDİÜZZAMAN'I MÂNÂ-YI HARFÎ İLE SEVMEK
Mektûbât eserinde Bediüzzaman şöyle der: "Muhabbet iki kısımdır. Biri: Mânâ-yı harfiyle, yani: Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm hesabına, Cenâb-ı Hak nâmına (...) İkincisi: Mânâ-yı ismiyle muhabbettir. Yani bizzât onları sever." (Mektûbât, s. 106 - 107) Bizler de Risale-i Nur eserlerini de Kur'ân-ı Hakîm'in tefsiri ve hadîslerin şerhleri olması hesabına, Cenâb-ı Hak ve Resûl-i Ekrem nâmına, İman ve Kur'ân hakikatleri olması hasebiyle; seviyoruz, böyle görüyoruz ve bu sebeple de okuyup anlayıp hayatımıza tatbik etmeye çalışıyoruz. Bediüzzaman'ı da İslâm âlimlerinden bir âlim, Allah ve Resûl dâvâsında mücadele eden bir mücâhid, âhir zamanın müceddidi olarak ortaya imam hizmetinde metod koyan bir kurucu olması sebebiyle Allah ve Resûlü için seviyoruz.
«Sünûhât eserinde geçen şu ifadeler de bize yol gösterir; "Meselâ: Bir adam İbn-i Hacer'e nazar ettiği vakit, Kur'ân'ı anlamak ve Kur'ân'ın ne dediğini öğrenmek maksadıyla nazar etmeli. Yoksa İbn-i Hacer'in ne dediğini anlamak maksadıyla değil." (Sünûhât - Tulûât - İşârât, s. 32) Burada geçen "İbn-i Hacer" yerine "Bediüzzaman" kelimesini koyarak tekrar okuyalım; "Meselâ: Bir adam Bediüzzaman'a nazar ettiği vakit, Kur'ân'ı anlamak ve Kur'ân'ın ne dediğini öğrenmek maksadıyla nazar etmeli. Yoksa Bediüzzaman'ın ne dediğini anlamak maksadıyla değil." Yani, Risale-i Nur eserlerini Kur'ân-ı Kerîm'i anlamak için okumalı ve anlamaya çalışmalıyız.» (Risale-i Nur Külliyatı'nı Okuma ve Anlama Usûlleri, s. 30 - 31)
Unutmayalım ki; Allah için seversek ibadettir, Allah'ı seviyor gibi seversek dalâlettir. Bizler âlimleri Allah nâmına Resûlullah hesabına seviyor ve baş tâcı ediyoruz.
1911 yılında yani bundan 125 sene önce Üstâd Bediüzzaman'ın Hutbe-i Şamiye eserinde- dediği gibi: "Biz ise evliyaya mânâ-yı harfiyle, yani âyine güneşin ziyasını neşrettiği gibi birer ma'kes-i tecelli nazarıyla bakıyoruz." (Hutbe-i Şamiye, s. 137 - 138)
ÜSTÂD BEDİÜZZAMAN
1876'da Bediüzzaman dünyaya geldi. Doğumu üzerinden 150 sene geçti. Bediüzzaman’ın hayatına kronolojik olarak bu konferansımızda temas etmeyeceğiz. “Tarihçe-i Hayat” eserini okumayı herkese tavsiye ederiz.
Bediüzzaman sadece iman esasları hakkında eserler yazmış bir allâme değil; aynı zamanda gizli zındıka komitelerinin planlarını akîm bırakan, masonların ve münafıkların ümmet üzerindeki şer projelerini ayyuka çıkarıp yerler bir edip insanlara hakkı gösteren bir hidayet serdârıdır.
GAZİ BEDİÜZZAMAN
"Bedîüzzaman Said Nursî'nin Gönüllü Alay Kumandanı olarak vatan ve millete fedakârane hizmetleri" (Tarihçe-i Hayat, s. 107) olmuştur. Ruslara karşı cihad etmiş, bacağından yaralanmış ve "Bediüzzaman, iki buçuk sene kadar Sibirya taraflarında esarette kalır." (Tarihçe-i Hayat, s. 115) Bediüzzaman bu vatanın kurtuluşunda mücadele vermiş, talebeleri ile birlikte savaşa iştirak etmiştir. Birçok talebesi de şehid olmuştur. Bu sebeple Bediüzzaman'ın hem bir kahraman hem fiilen savaşa dâhil olup cihâd eden bir mücâhid hem de gazi olduğu husus unutulmamalıdır.
BEDİÜZZAMAN'IN TASVİRİ
Ali Ulvi Kurucu, Tarihçe-i Hayat eserinin Ön Söz'ünde Bediüzzaman'ı ne de güzel tarif ediyor:
"Kar, kış demez, irkilmez, üzülmez, acı duymaz
Mevsim bütün ömrünce ılık gölgeli bir yaz
Cennet'teki âlemleri dünyada görür de
Mahvolsa eğilmez sıradağlar gibi derde
En sarp uçurumlar gelip etrafını sarsa
Ay batsa, güneş sönse, ufuklar da kararsa
Gökler yıkılıp çökse, yolundan yine dönmez
Ruhundaki imanla yanan meş'ale sönmez
Kalbinde yanardağ gibi, iman ne mukaddes"
(Tarihçe-i Hayat, s. 9)
BEDİÜZZAMAN'IN GENİŞ HOŞGÖRÜ YELPAZESİ
Âyette Rabbimiz اِنَّمَا الْمُؤْمِنُونَ اِخْوَةٌ yani "Mü'minler ancak kardeştirler" buyurmaktadır. Resûl-i Ekrem Efendimiz de şöyle demiştir: "Ey Allah'ın kulları! Kardeş olun!” (Müslim, Birr, 28) Kur'ân'dan ve Sünnetten ders alıp asrın fehmine sunan Bediüzzaman da: "Kim olursa olsun, madem imanı var, o noktada kardeşimizdir." (Kastamonu Lâhikası, s. 247) diyerek bize ölçü vermiştir.
Üstâd Bediüzzaman'ın geniş bir hoşgörü yelpazesi vardır. Yanına gelen her İslâmî kesimden kimseye iltifatlar etmiştir, daireyi geniş tutmuştur. Necip Fazıl Kısakürek yanına geldiğinde Üstâd Bediüzzaman ona şöyle der:
"Ben Doğucuları, Risale-i Nur talebesi olarak kabul ettim. Ben seni Risale-i Nur'a yirmi senelik hizmet yapmış olarak kabul ediyorum." Ardından da şu birleştirici ifadelerde bulunur: "Biz bir ağacın meyveleriyiz. Aramızda ayrılık-gayrılık yoktur. Ders almak ve kaynak bakımından aynı yere gidiyoruz." (Bkz. Nakleden: Muhsin Alev, Son Şahitler - 4, s. 308 - 309)
Üstâd Bediüzzaman, Osman Yüksel Serdengeçti için de, "Seni oğlum gibi kabul ediyorum. Oğlum olsaydı senin ismini koyardım." (Bkz. Nakleden: Muhsin Alev, Son Şahitler - 4, s. 309)
Vaazları ile meşhur olan Gönenli Mehmed Efendi için de Üstâd Bediüzzaman, "Risale-i Nur'un hoparlörü" diyerek iltifat etmiştir. (Bkz. Nakleden: Mehmed Ali Çakıcı Ağabey, Ağabeyler Anlatıyor - 6, s. 223) Üstâd Bediüzzaman bir bayram günü Gönenli Mehmed Efendi'yi ziyaret ettiğinde ona hitaben şöyle der: "Kardeşim! Siz olmasaydınız, Kur'ân hizmetini biz yapacaktık. Biz iman hizmetini yapıyoruz, siz de Kur'ân hizmetini yapıyorsunuz." (Bkz. Nakleden: Muhsin Alev, Son Şahitler - 4, s. 315)
Muttalipli Hacı Hilmi Efendi'nin talebelerine de dua ettiğini şu şekilde dile getirmiştir: "Kardaşlarım! Ben önce Risale-i Nur Talebelerine, sonra Muttalipçilere (yani Hacı Hilmi Efendi'nin Talebelerine) (...) dua ediyorum." (Bkz. Nakleden: Ali Demirel, Son Şahitler - 3, s. 259)
Üstâd Bediüzzaman hâfızlar için de şöyle demiştir: "Ben hâfızları kardeş edindim, onlarla mahșerde kardeş olarak hașrolunacağım. Kur'ân'ı Allah rızası için okuyup, okuyuveren hâfızlar benim yanımda bir evliyadan daha üstündür." (Bkz. Nakleden: Mehmed Mandal Ağabey, Ağabeyler Anlatıyor - 6, s. 231 - 232)
İmam Hatipler açıldığı zaman da onlar için, "İmam-Hatip Mektebi talebeleri bizim kardeşimizdir." (Bkz. Nakleden: Suad Alkan, Son Şahitler - 4, s. 224) diyerek sahip çıkmıştır. İmam Hatip okulları için, "Ben o okulları, eski zamanın mübarek medreseleri olarak kabul ediyorum." (Bkz. Nakleden: Ahmet Gümüş, Son Şahitler - 4, s. 152) diyerek ehemmiyetine işaret edip kıymet vermiştir.
Üstâd Bediüzzaman'ın hoşgörü yelpazesi o kadar geniştir ki, bir okul müdürü hakkında menfî konuşulunca; müdürün namaz kılıp kılmadığını sorar. Kıldığı cevabını alınca da, "O, benim kardaşımdır." derler. (Bkz. Nakleden: Yaşar Gökçek, Son Şahitler - 4, s. 290)
Nice insanlara da muhabbet ile yaklaşıp İslâm'a ısındırmıştır. "Kim sakalının teli kadar İslâmiyet'e hizmet ederse, onu kucaklayın ve takdir edin." (Nakleden: Zübeyir Gündüzalp, Ağabeyler Anlatıyor - 2, s. 246) diyen Bediüzzaman'ın gösterdiği yola bugün ne kadar da muhtacız!.. Bediüzzaman'ın şu ifadeleri bize ömür boyu düstûr olacak kıymettedir: "Bir insanın İslâmiyet'e düşmanlığı 100 ise onu 99'a indirmek hizmettir, hatta 101'e çıkartmamak dahi hizmettir." (https://mehmedkirkinci.com/eskisehir-seyahati-ve-zubeyir-agabey-ile-gorusme.html)
BEDİÜZZAMAN VE TÜRKİYE
İlmiyle amel eden bir âlim arıyorsak, işte asrımızda karşımızda Bediüzzaman durmaktadır. İnandıkları uğruna bedel ödeyen, asla taviz vermeyen, 23 defa zehirlenme ve 28 sene boyunca hapis, sürgün, tecrid içinde yaşayarak dâvâsına olan sadakati müseccel/tescilli bir âlim-i Rabbânîdir. Vatanını terk etmemiş, "imanı kurtarmak ve Kur'ân'a hizmet için, Mekke'de olsam da buraya gelmek lâzımdı. Çünkü en ziyade burada ihtiyaç var." (Emirdağ Lâhikası 1, s. 195) demiştir. Hicaz'a gitmek istediğimi söyleyen, memleketin halini gittikçe daha fenalaşacağını, orada olsa çocuklarının da kendisinin de kurtulacağını söyleyen talebesine cevaben şöyle der: "Kardeşim, ben orada olsam buraya gelirdim. Âlem-i İslâm kapısının kilidi Türkiye'dir. Bu kilit bu kapıyı Âlem-i İslâm üzerine açar. Kat'iyen buradan gitmek için izin yok." (Nakleden: Said Özdemir, Son Şahitler - 4, s. 121)
BEDİÜZZAMAN VE VAN
Bugün burada Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi'nde bulunmamız hasebiyle Bediüzzaman'ın hemşehrileri sayılırız. Çünkü Bediüzzaman Van için "şirin vatanım" (Bkz. Lem'alar, s. 248) demiş, "Madem öleceğim, vatanımda öleyim diye Van'a gittim." (Lem'alar, s. 247) diyerek Van'ı kendine vatan kabul etmiştir. Van'daki talebelerine yazdığı mektubunda ise şunları ifade eder: "Benim için Van çok kıymettardır. Lillahi'l-hamd sizler o kıymettarlığı gösterdiniz. Ve Van'a karşı şedit hissiyatıma tam mukabele ediyorsunuz." (Barla Lâhikası, s. 121)
«[Üstâd Bediüzzaman] Van Gölü'ndeki Akdamar Adası'nı kastederek, "Bu adada on sene kalarak elli talebe yetiştirsem, o talebelerle İslâm'ı bütün dünyaya yayıp dünyayı fethedebilirim."» (Bilinmeyen Taraflarıyla Bediüzzaman Said Nursî, s. 264) demiştir.
NEDEN RİSALE-İ NUR? NEDEN BEDİÜZZAMAN?
Her asrın mücedditleri o asra göre reçeteler, kitaplar yazmışlardır. Mevlânâ Mesnevî'de, İmam-ı Rabbânî Mektubat'ta, İmam-ı Gazâlî İhyaû' Ulûmi'd-Dîn'de, Bediüzzaman Risale-i Nur'da bulundukları asrın soru ve şüphelerine Kur'ân ve Sünnet'ten çözümler bulup çareler sunmuşlardır. Asrımızda da Risale-i Nur Külliyatı gibi bir hazine varken istifade etmek elzemdir.
Hadîste geçtiği üzere, Resûl-i Ekrem Efendimiz şöyle buyuruyor: "Şüphesiz ki, Allah her yüzyılın başında bu ümmete dinî işlerini yenileyecek bir müceddit gönderecektir." (Ebû Dâvûd, Melâhim, 1) Cenâb-ı Hak, dini tecdit etmek için mücedditler gönderiyor, bu âhir zamanın müceddidi de Bediüzzaman ve yazdığı yaşayan eserleri olan Risale-i Nur'lardır. Bu tecdit; insanları Kur'ân'a ve Sünnete yönlendirmek, Kur'ân-ı Hakîm'in o asrın insanlarının fehmine dersini sunmak şekliyle oluyor. Bize de düşen, bu 130 eserden müteşekkil 14 ciltlik Risale-i Nur Külliyatı'nı anlayarak okuyup hayatımıza tatbik etmektir. Ömrümüzün üniversite hayatı kısmını yaşarken, bugün burada şu anda niyet edelim. Bu eserleri okumaya başlayalım. Daha önceden okumaya........© Risale Haber
