menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Kâbe ve Kudsiyeti

8 0
06.02.2026

(ALLAH’A MİSAFİR OLMAK - 2)

Yazmaya başladığımız hac ve umreye ilişkin gözlem ve intibalarımıza ait notlarımızın ilk bölümü 23 Ocak günü yayınlanmıştı. Bu meyandaki yazılarımız, ibadet mekânları ile ziyaret yerlerine ilişkin bilgiler, bu yerlerle ilgili kutsal kaynaklardaki bahisler, bu yerlere yapılan atıflar ile bu topraklarda yaşanan önemli olayların kısa tarihi ve özet tanıtımlarıyla devam edecek.

Mekke insanoğlunun belki de yaşamaya başladığı ilk yerdir. Her ne kadar Âdem ile Havva’nın yeryüzüne indirilmesinden sonra buluştukları yer Mekke sınırları içinde kalan Arafat’taki Cebel-i Rahme (Rahmet Dağı/Tepesi) olmakla beraber biz Mekke’den başlayalım.

Bu mübarek şehir Kur’ân-ı Hakim’in bir çok âyetinde Mekke, Bekke, Ümmü’l Kurâ (Şehirlerin anası, yerleşim birimlerinin merkezi), El Belde, El Beled, El Beled’ül Emin (Güvenli Yer), Harâm’un Emin, Vâdi Ğayri Zî Zer' (Ziraate elverişli olmayan vâdi), içindeki Mescid ve oranın kudsîyetine vesile olan Kâbe ise Beyt, Beyt’ul Haram, Beytullah, Beyt’ul Atik, Beyt’ul Muharrem ve Beyt’ul Ma’mûr isimleriyle, biri diğerini ifade edecek veya atıf yapacak şekilde anılmıştır.

MEKKE’YE ve KÂBE’YE DAİR BİLGİLER

Kâbe, bütün Müslümanlarının en önemli ibadeti olan namaz kılmak için yöneldiği kıblesidir. Bu kutsal mekân kıyamete kadar da Allah’ın birliğinin (tevhidin) ve Müslümanların inanç birliğinin simgesi olmaya devam edecektir. Bu sebeple, Kâbe’nin mahiyeti hakkında doğru ve ayrıntılı bilgiler edinmek zarûrîdir. Kâbe’nin insanlığın yeryüzündeki ilk mescidi olduğu Ali İmran suresinin 96. âyetinde bildirilir.

Bu husustaki bazı rivâyetlere göre Hz. Âdem, cennetten çıkarıldıktan sonra birbirlerini 300 (üçyüz) sene ararlar ve nihayet Hz. Havva ile yeryüzünde buluşurlar. Bunun sevinci ile şükretmek için, cennette olduğunda Allah’a ibadet etmek amacıyla etrafını tavaf ettiği nurdan sütûnun kendisine dünyada verilmesini ister ve ardından Allah’ın emriyle o vakit Kâbe’yi iptidai malzemelerle yapar. Daha sonra oğlu Hz. Şît (as) zamanında (veya onunla birlikte) Kâbe ilk defa taştan ve çamurdan bir bina şeklinde yapılır.

Bu yapı Nûh tufanı sırasında uzunca bir süre kumlar altında saklı kalır. Kesin tarihi bilinmemekle birlikte asırlar sonra Hz. İbrahim (as), Kâbe’yi, Allah’ın emri üzerine oğlu Hz. İsmail (as) ile birlikte binanın ilk yapıldığı temeller üzerine inşa eder (Bakara/127). Zaman içerisinde meydana gelen tabii hadiseler, çeşitli felâket ve musibetler sebebiyle yıkıma ve hasara mârûz kalan Kâbe, henüz İslâm dâveti başlamadan önce tamir edilir. Sonraki dönemde ise Emevîlerin Ehl-i Beyt ve sonraları Abbasîler arasındaki siyasî mücadeleler sırasındaki harpler vs. bir kısmı yıkılıp yeniden yapılır.

Kaynaklarda, Kâbe'nin kıymeti, tevhid inanç ve akidesinin dünyadaki sembolü, Allah’ın tek ve hakikî mâbûd (ilâh) olduğunun arz üzerindeki timsali, meleklerin gökteki "Beyt’ul Ma’mûr" denilen Kâbe’sine mukabil, yeryüzü sakinleri olacak insanlar tarafından Allah’a ibadet için bir mâbed kılınması sebebiyledir. Kâbe'nin şerefi, fazileti ve yeryüzünün her yerinden hem maddî hem mânevî bakımdan üstün sayılması, bulunduğu mekândan ve fizikî durumundan değil, taşıdığı mânâ ile o mekâna ve makâma verilen şeref ve ihsan itibariyledir.

Kâbe, Allah’ın birliğinin, azametinin, kibriyasının, kudretinin, haşmetinin ve celâli tecellilerinin âdeta dünyadaki merkezi olması hasebiyle Mekke sınırlarına varıştan itibaren, ihrama bürünüldükten, Harâm bölgesine ve Mescid-i Harâm’a girişe kadar “Lebbeyk Allahumme Lebbeyk” (Buyur, emret Allah’ım senin emrindeyim), Kâbe’yi ilk görüşten, tavaf sırasında her şavtın başında ve sonunda okunan duâlardan, Safa ile Merve arasındaki sa’y sırasında ve sonrasında okunan duâ ve yapılan zikirlerin tamamında “Bismillahi Allah-u Ekber” zikriyle Allah’ın yüceliği ilân edilir. İbadetin her faslında dile getirilen tesbih, tahmid, tehlil ve tekbirlerle kul burada Rabbinin sonsuz azametine boyun eğdiğini, dâima emrine râm olduğunu, Allah’ın sonsuz büyüklüğü karşısında başka büyük tanımadığını hatırlar. Ziyaretçi bu duygu ve düşünceyi Mekke’nin coğrafyasından, sert ikliminden, arazisinin beton gibi kayalardan müteşekkil yapısından ve yalçın dağlarının insana tesir eden heybetli görünümünden hisseder ve anlar.

Bazı kaynaklara göre Hz.İsmail ve annesi Hacer’in kabirleri Kâbe'nin Hicr-i İsmail denilen kısımdadır. Hacr’ül Esved’in altında 8 paygamberin, tavaf alanında ise 70 civarında peygamberin kabri olduğu belirtilir. Vefat edeceğini hisseden Hz.Hud, Hz. Nuh, Hz.Salih, Hz.Şuayb gibi bazı peygamberlerin Kâbe yakınına defnedilmek için buralara geldikleri rivayet edilmektedir. Ayrıca Safa ile Merve tepeleri arasında da bazı peygamber kabirleri olduğu belirtilir.

HANGİSİ DAHA KIYMETLİ: KALP Mİ, KÂBE Mİ?

Kâbe’den bahsetmişken insandan bahsetmemek eksik kalır. Şöyle ki; Cenâb-ı Allah’ın “Beyti” yâni evim diyerek şereflendirdiği Kâbe, yukarıda temas edildiği gibi, ilk olarak Hz.Adem (as), Hz.Şit (as) ile birlikte ilk olarak çamurdan yapılmıştır. Daha sonra Hz.İbrahim (as) Hz.İsmail (as) ile birlikte taştan ve dünyadaki maddî varlıklardan inşa ettiklerinden bir âyette şöyle bahsedilmektedir: وَاِذْ يَرْفَعُ اِبْرٰه۪يمُ الْقَوَاعِدَ مِنَ الْبَيْتِ وَاِسْمٰع۪يلُۜ رَبَّنَا تَقَبَّلْ مِنَّاۜ اِنَّكَ اَنْتَ السَّم۪يعُ الْعَل۪يمُ (Bakara 127.Ayet) “Bir zamanlar İbrahim, İsmail ile beraber Beytullah´ın temellerini yükseltiyor, (şöyle diyorlardı:) Ey Rabbimiz! Bizden bunu kabul buyur; şüphesiz sen işitensin, bilensin.”

Ancak insan, bizzat Cenâb-ı Allah tarafından …قَالَ یَٓا اِبْلٖیسُ مَا مَنَعَكَ اَنْ تَسْجُدَ لِمَا خَلَقْتُ بِیَدَیَّؕ (Sad Suresi, 75) “Allah, “Ey İblîs” dedi, “Kendi ellerimle yarattığım şu varlığın önünde secde etmekten seni alıkoyan nedir?...” beyanıyla Kudret-i İlâhî’nin “ellerimle yarattığım” şerefine nail olmuştur.

Bu sebeple, mü’min bir insan Kâbe hürmetinde sayılmıştır. Bediüzzaman Hazretleri de Mektûbât isimli eserinde bu meseleye “…Kâbe hürmetinde olan iman ve Cebel-i Uhud azametinde olan İslâmiyet gibi çok evsâf-ı İslâmiye muhabbeti ve ittifakı istediği halde, mü’mine karşı adâvete sebebiyet veren…” (22.Mektubun 2.Vechi) sözleriyle temas etmiştir.

Kalbi Allah’a imanla, onun marifeti, muhabbeti, mehabeti ve mehafeti ile dolu bir mü’min kalp hürmet ve değer itibariyle Kâbe’den aşağı görülmemiştir. Hakikat ve hikmet ehlince insan kalbi “Âyine-i Samed”, yâni Allah’ın 18 bin âleme tecelli eden esma ve sıfatlarına mâkes olan ayna, tasavvuf erbabı nezdinde “Beyt-i Hüdâ” (Allah’ın evi) gibi kabul edilmiştir. Hacı Bektaş-ı Veli “Benim Kâbe’m insandır.” demişti. Bu nükteyi Yunus Emre şse bir şiirinde “Bir kez gönül yıktın ise. Bu kıldığın namaz değil.” dizesiyle, namaz kılmak için yönelinen Kâbe’den daha değerli kabul edilen bir mü’minin kalbini kıran kişinin Kâbe’yi yıkmışcasına, kılacağı namazın kıymetinin olmayacağını incelikle ifade etmiştir.

Şu durumda hangisi daha değerli acaba? Allah’ın kudret eliyle yarattığı Kâbe hürmetindeki kalp mi, peygamber de olsa insanın yaptığı bina olan Kâbe mi? Allah bilir…

MEKKE GÜVENLİ BİR ŞEHİRDİR

Başlıkta belirtilen hususu bazı âyetlerle açıklayalım:

وَاِذْ قَالَ اِبْرٰه۪يمُ رَبِّ اجْعَلْ هٰذَا بَلَداً اٰمِناً وَارْزُقْ اَهْلَهُ مِنَ الثَّمَرَاتِ مَنْ اٰمَنَ مِنْهُمْ بِاللّٰهِ وَالْيَوْمِ الْاٰخِرِۜ قَالَ وَمَنْ كَفَرَ فَاُمَتِّعُهُ قَل۪يلاً ثُمَّ اَضْطَرُّهُٓ اِلٰى عَذَابِ النَّارِۜ وَبِئْسَ الْمَص۪يرُ (Bakara 126.Ayet)

“İbrahim de demişti ki: Ey Rabbim! Burayı emin bir şehir yap,........

© Risale Haber