Katre-Reşha-Zühre Bahsinin Şerhi-2
Esmaü’l-Hüsna ve İnsanın Kemal Yolculuğu
Keşf ve Şuhûd, Vâkıa ve Rü’yet
Bediüzzaman 2. Dal’ın başında iki soruyla zihinleri anlatacağı akıl, kalb ve nefis yolculuğuna hazırlar. Şöyle:
“Birinci sır: Evliya ne için usul-i imaniyede ittifak ettikleri halde meşhudatlarında, keşfiyatlarında çok tehalüf ediyorlar. Şuhud derecesinde olan keşifleri bazan hilâf-ı vaki ve muhalif-i hak çıkıyor. Hem niçin ehl-i fikir ve nazar, herbiri kat'î bir burhanla hak telâkki ettikleri efkârlarında, birbirine mütenakız bir surette hakikati görüyorlar ve gösteriyorlar; bir hakikat niçin çok renklere giriyor?
İkinci sır: Enbiya-yı sâlife, niçin haşr-i cismanî gibi bir kısım erkân-ı imaniyeyi bir derece mücmel bırakmışlar, Kur'ân gibi tafsilât vermemişler; sonra ümmetlerinden bir kısmı, ileride o mücmel olan erkânı inkâra kadar gitmişler? Hem niçin hakikî ârif olan evliyanın bir kısmı yalnız tevhidde ileri gitmişler? Hattâ derece-i hakkalyakîne kadar gittikleri halde, bir kısım erkân-ı imaniye onların meşreplerinde pek az ve mücmel bir surette görünüyor. Hattâ, onun içindir ki, onlara tebaiyet edenler, ileride o erkân-ı imaniyeye lâzım olan ehemmiyeti vermemişler; hattâ bazıları sapmışlar. Madem bütün erkân-ı imaniyenin inkişafıyla hakikî kemâl bulunur, niçin ehl-i hakikat bazısında çok ileri ve bir kısmında çok geri kalmışlar? Halbuki, bütün esmânın mertebe-i âzamlarının mazharı ve bütün enbiyanın serveri olan Resul-i Ekrem aleyhissalâtü vesselâm ve bütün kütüb-ü mukaddesenin reis-i enveri olan Kur'ân-ı Hakîm, bütün erkân-ı imaniyeyi vâzıh bir surette, pek ciddî bir ifadede ve kasdî bir tarzda tafsil etmişlerdir.”
2. Dal’da baştaki sorularda iki sır kısmı var. Burada bazı kavramları izah etmek gerekiyor:
Keşf, “hayal gözü” nün perdesinin açılması ile hakikati görmedir. “Fekeşefna anke ğıtâeke fe basarüke’l-yevme hadîd”[1] [Celalim hakkı için (denir) sen bundan bir gaflette idin. Şimdi senden perdeni açtık, artık bu gün gözün keskindir.] Keşifte, manevi âlemde ve Misal Âlemi’nde bir görme olur. Keşifte, suretler ve fotoğraflar görülür. Görülen manzara semboliktir. Keşif, sabit bir görüntüyü görmedir. Kısa film tarzında ise, buna “vâkıa” denilir ve vâkıa da semboliktir, ta’bir ve te’vili gerekir. Üstad’ın 23. Söz’deki “vâkıa-yı hayaliye” olarak isimlendirdiği manzaralar bu tarzdadır. Bu tarz keşifler,........
