menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Hadis Usûlü Ekseninde Kertenkeleler ve Öldürülmesi ile İlgili Hadisler-1

9 0
22.05.2026

Hz. Peygamber’e (ASM) ait olduğu ifade edilen sözlere terim olarak “hadîs” deniliyor. Hadis konusu çok kapsamlı ve çok detaylı olduğundan hadisler konu uzmanlarınca sınıflandırmalara tabi tutularak ele alınmış ve incelenmiştir. Osmanlı Devleti’nin 1918-1922 yılları arasında şeyhülislâmlığa bağlı olarak faaliyet gösteren, İslâm akademisi hüviyetinde ilmî kuruluşta görev alan Said Nursi hadis-i şeriflere nasıl bakılması gerektiğine dair, şöyle ilmî bir tasnif yapar:

“Resul-i Ekrem aleyhissalâtü vesselâm, hem beşerdir, beşeriyet itibarıyla beşer gibi muamele eder; hem resuldür, risalet itibarıyla Cenâb-ı Hakkın tercümanıdır, elçisidir. Risaleti, vahye istinad eder. Vahiy iki kısımdır:

Biri vahy-i sarihidir (açık vahiy) ki, Resul-i Ekrem aleyhissalâtü vesselâm onda sırf bir tercümandır, mübelliğdir (tebliğci), müdahalesi yoktur: Kur'ân ve bazı ehâdis-i kudsiye (kudsi hadisler) gibi…

İkinci kısım, vahy-i zımnîdir (gizli, kapalı vahiy). Şu kısmın mücmel ve hülâsası (özeti ve özü), vahye ve ilhama istinad eder; fakat tafsilâtı ve tasvirâtı Resul-i Ekrem aleyhissalâtü vesselâma aittir. O vahiyden gelen mücmel hâdiseyi tafsil ve tasvirde, zât-ı Ahmediye aleyhissalâtü vesselâm, bazan yine ilhama, ya vahye istinad edip beyan eder, veyahut kendi ferasetiyle beyan eder. Ve kendi içtihadıyla yaptığı tafsilât ve tasvirâtı ya vazife-i risalet noktasında ulvî kuvve-i kudsiye[1] ile beyan eder, veyahut örf ve âdet ve efkâr-ı âmme (kamuoyu) seviyesine göre, beşeriyeti noktasında beyan eder.

İşte, her hadîste, bütün tafsilâtına vahy-i mahz (katıksız vahiy) noktasıyla bakılmaz. Beşeriyetin muktezası olan efkâr ve muamelâtında (düşünceler ve uygulamalarında), risaletin ulvî âsârı (izleri) aranılmaz. Madem bazı hâdiseler mücmel olarak, mutlak bir surette ona vahyen gelir, o da kendi ferasetiyle ve tearüf-ü umumî (genel örf) cihetiyle tasvir eder. Şu tasvirdeki müteşabihâta ve müşkülâta (iç içe benzetmelere ve anlaşılmazı zor ifadelere) bazan tefsir lâzım geliyor, hattâ tabir[2] lâzım geliyor. Çünkü, bazı hakikatler var ki, temsille fehme takrib edilir (misal vererek akla yakınlaştırılır). Nasıl ki, bir vakit huzur-u Nebevîde derince bir gürültü işitildi. Ferman etti ki: " Şu gürültü, yetmiş senedir yuvarlanıp şimdi Cehennemin dibine düşmüş bir taşın gürültüsüdür." Bir saat sonra cevap geldi ki,"Yetmiş yaşına giren meşhur bir münafık ölüp Cehenneme gitti."[3] Zât-ı Ahmediye aleyhissalâtü vesselâmın beliğ bir temsille beyan ettiği hâdisenin tevilini gösterdi.”[4]

Hadis uzmanı olan Said Nursî’nin belirttiği bu düsturlar ve sınıflandırmalar çerçevesinde kertenkelelerin ve yılanların öldürülmesi hakkındaki hadisleri incelemeye başlamadan önce belagata dair bir kuralı ele almak gerekir. Ta ki Hz. Peygamber’e (ASM) isnad edilen ve tarih bilimi kuralları noktasında isnadı sahih olan sözler hakkıyla anlaşılabilsin.

Belagat ilminde bir söz ele alınacağı zaman söz 4 yönden incelenir.

Bu sözü kim söylemiş?Sözün sahibi bu sözü kime söylemiş?Sözü söyleyen bu sözü hangi makamda söylemiş?Sözü söyleyen bu sözü niçin söylemiş?

Birinci yön sözün bağlayıcılığının kaynağı olduğu gibi, anlaşılamadığı durumlarda anlamaya çalışan kişiyi tevazua sevk eden bir özellik taşır. Çünkü bir söz, herhangi bir ilim adamına ait olduğunda bağlayıcı olmaz. Fakat Hz. Peygamber’e (ASM) ait olduğu kesin olan bir söz, sünnet-i seniyyeye kaynaklık ettiği için sıhhat derecesine göre amel edilmesini gerektirir. Ayrıca Hz. Peygamber (ASM) sıradan bir şahsiyet olmadığı, ilmini doğrudan doğruya Alîm-i Külli Şey ve Allâmu’l-Guyûb olan Allahu Teala’dan ders aldığı için, söylediği sözün vahy-i zımnî olma ihtimali kavi olduğundan cüz’î aklı ve tefekkürü ile o hadisi anlayamayan kişi, kendi zihnî kapasitesini eleştirip “Bu sözün ufku benim kuşatamayacağım kadar yüksek” der. Bu mutedil tavrıyla, ne hadisi inkâra gider, ne de hadis senedini zayıflıkla veya mevzu olmakla itham eder.

İkinci yön ise, benzer veya aynı manalı sorulara verilen farklı cevapların hikmetini bize açar. Aksi takdirde “Aynı sorunun tek bir cevabı veyahut yakın manalı cevabı olur. Bu kadar birbirinden uzak cevaplar aynı soruya cevap olamaz. O halde bu hadislerin bir kısmı uydurulmuştur” şeklindeki bir yola insanların akılları alâküllihal girerler. Bu belagat yönü, insanların akıllarının çapını büyüterek hadisleri tenkide varan bu kapıyı kapatır. Mesela Hz. Peygamber (ASM) “Bana beni kurtaracak bir tavsiyede bulun” diyen farklı sahabelere bir manevi hekim olarak hastalıklarının ilacı mahiyetinde bir sahabeye “Kızma!”[5] diye art arda 3 defa söylemiştir. Bir diğeri, çirkin sözleriyle kendisi ve çevresine zarar verdiği için ona “Sövme!”[6] demiştir. Bir diğeri ise evhamlı bir yapıda olduğu için ona “Allah’a iman ettim de ve dosdoğru ol”[7] demiştir.

Üçüncü yön ise, sözün ruhunu yakalamaya fırsat veren bir kural olduğu gibi kişiye, âyet ile hadisler arası........

© Risale Haber