menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Tek Fabrika Çok Ürün: Esbabın Aczi Üzerine Bir Tefekkür

10 0
25.07.2026

Mehaz: Risale-i Nur Külliyatı (Mesnevi-i Nuriye’den Lem’alar ve Sözler)

Kâinata bakan iki göz vardır. Biri, gördüğü her eseri dokunduğu ilk sebebe bağlar ve orada durur: Meyveyi ağaca, ağacı toprağa, yağmuru buluta havale eder ve mesele kapanmış sayılır. Diğer göz ise sorar: bu sebep, gördüğüm bu neticeyi taşıyacak kudret ve ilme gerçekten sahip mi?

Üstadım Said Nursî hazretlerinin Mesnevi-i Nuriyenin Lem’alar eserinden Yirmiikinci Sözün lem’alarından ve Hüve nuktesinden bu suallere cevablar arayacaz.

Toprak, su, hava bunlar birer “fabrika” olarak düşünülürse, her birinin tek başına sergilediği ürün çeşitililiği sayamayacağımız kadar çoktur. Aynı toprak parçasından incir de çıkar, nar da, zehirli bir ot da, güzel kokulu bir gül de. Aynı su, üzümü de şekerlendirir, sirkeyi de ekşitir. Aynı hava, çiçeğin kokusunu da taşır, çürüğün taaffününü de.

Eğer bu sebepler gerçekten birer müstakil “üretici” olsaydı, her biri kendi başına:

Binlerce farklı tarifi bilmek,

Her tarife göre farklı bir donanımı içinde barındırmak,

Ve bunu şuursuzca, hatasız, aynı anda milyonlarca yerde tekrarlamak zorunda kalırdı.

Bir tek canlının, bir tek meyvenin nakışını basmak için gereken bilgi ve tertip, bütün kâinatın nakşını basmaya yetecek bir kapasiteye eş değer olurdu. Mesnevi-i Nuriye’nin ifadesiyle,

“Tek bir zîhayatın tab’ ve bastırılması için ekser kâinatın tab’ına lazım olan teçhizatı lâzımdır. Bu ise vehmin kabul edemediği bir hurafedir”

Üstad Hazretleri bunu iki somut hakikatle ele alıyor. Bir saksı toprak, bir avuç hava…

Toprağın, suyun, havanın her zerresi, kendi başına herhangi bir bitkiyi, çiçeği, meyveyi üretebilecek bir kabiliyete sahip görünüyor. Aynı saksıya hangi tohumu eksen gülü de, ısırganı de, incir çekirdeğini de o toprak parçası itirazsız kabul eder ve onu keyfiyetine göre yeşertir.

Bu hakikat sebeplere isnad edilmek istenirse ne gerekir?

Mantık ile eger bu işi bizzat toprak, su, hava yapıyorsa, o zaman her bir zerrede, yeryüzünde var olan bütün bitki türleri kadar her birinin kendine özgü mahiyeti, iç düzeni, kimyasal cihazları ile birlikte gizli, manevî birer matbaa veya kalıp bulunması gerekir. Tek bir saksı, potansiyel olarak binlerce farklı bitkiyi çıkarabildiğine göre, o saksının içinde binlerce farklı gizli fabrika saklı olmalıdır üstelik bu fabrikalar şuursuz toprak zerrelerinin içine nasıl sığmış, hiç belli değildir.

Bu noktada iki seçenek kalır:

Maddi kalıp seçeneği: Her zerrede, üretebileceği her bitkinin fiziksel kalıbı ayrı ayrı bulunmalıdır . Bu durum bir avuç toprağın içine koca bir ormanın bütün donanımını sığdırmak demektir.

Ve

İlim ve kudret seçeneği: Ya da her zerrenin, karşılaştığı her tohumun cihaz ve mizanını bilecek sınırsız bir ilme, ve o tohumu o ilme göre şekillendirecek sınırsız bir kudrete sahip olması gerekir. Sadece “bir şey üretmek” değil, o üretilenin hem doğru mekanizmaya hem doğru ölçüye sahip olması isteniyor yani rastgele değil, hatasız ve dengeli bir üretim.

Her iki seçenek de, cansız ve şuursuz bir madde parçası için aynı derecede akıl dışıdır. Üstad Hazretleri’nin ifadesiyle bu, hurafecilerin bile utanacağı bir sonuçtur. Çünkü hurafeye inanmakla meşhur olanlar bile, bir avuç toprağın içine gizlenmiş sonsuz sayıda görünmez fabrika fikri karşısında geri çekilir.

Burada dikkat edilmesi gereken bir incelik var: saksıda işlemin kendisi gerçekten oluyor. Sayısız gizli işlem, itirazsız çalışıyor. Lakin bu işlemi yürüten zerrelerde ilim ve kudretin kendisi yok. Zerre, her defasında hangi işleme gireceğini dışarıdan bildiriliyormuş gibi davranıyor. Bir yazıcının, farkındalığı olmadan kendisine gönderilen komutu harfiyen icra etmesi gibi. İşlemin varlığı ile işlemi bilen ve yönlendiren failin aynı yerde olması gerekmiyor; iş orada oluyor, ama ilim ve irade başka bir kaynaktan geliyor.

“Evet nasılki bir avuç toprak, yüzer çiçeklere nöbetle saksılık eden kabında eğer tabiata, esbaba havale edilse lâzım gelir ki; ya o kapta küçük mikyasta yüzer, belki çiçekler adedince manevî makineler, fabrikalar bulunsun veyahut o parçacık topraktaki herbir zerre, bütün o ayrı ayrı çiçekleri, muhtelif hâsiyetleriyle ve hayattar cihazatıyla yapmalarını bilsin; âdeta bir ilah gibi hadsiz ilmi ve nihayetsiz iktidarı bulunsun. Aynen öyle de: Emr ve iradenin bir arşı olan havanın, rüzgârın her bir parçası ve bir nefes ve tırnak kadar olan

هُوَ

lafzındaki havada; küçücük mikyasta, bütün dünyada mevcud telefonların, telgrafların, radyoların ve hadsiz ve muhtelif konuşmaların merkezleri, santralları, âhize ve nâkileleri bulunsun ve o hadsiz işleri beraber ve bir anda yapabilsin veyahut o

هُوَ

deki havanın belki unsur-u havanın herbir parçasının herbir zerresi, bütün telefoncular ve ayrı ayrı umum telgrafçılar ve radyo ile konuşanlar kadar manevî şahsiyetleri ve kabiliyetleri bulunsun ve onların umum dillerini bilsin ve aynı zamanda başka........

© Risale Haber