Adetullah’ın İstikrarında Hakiki Hürriyet
İslam dünyası ve asrımız insanının yaşadığı temel sarsıntıları anlamak için bakılacak en esaslı yer, bir tahlil noktası olan Hutbe-i Şamiye’dir. Üstadım hazretleri, bu eserinde sadece toplumsal sorunları değil, ruhun ve kâinatın derinliklerindeki akışı tahlil eder. Bu tahlil, bizlere kâinatın her köşesinde hüküm süren Adetullah kanunlarını ve bu kanunlar içindeki insan iradesinin yerini gösterir.
Nasıl ki bir hekim, hastanın vücudundaki hastalığı tahlil edip kök nedenini bulur; Üstadım hazretleride Hutbe-i Şamiye’de İslam dünyasının üzerindeki o ataleti ve geri kalmışlığı “hastalık" üzerinden tahlil eder. Bu hastalıkların her biri yeis, sıdkın ölmesi, adavet, istibdad vb. aslında ruhun ve toplumun uğradığı birer entropidir.
“Yeis en dehşetli bir hastalıktır ki, Âlem-i İslâm'ın kalbine girmiş. İşte o yeistir ki bizi öldürmüş gibi, garbda bir-iki milyonluk küçük bir devlet, şarkta yirmi milyon Müslümanları kendine hizmetkâr ve vatanlarını müstemleke hükmüne getirmiş. Hem o yeistir ki, yüksek ahlâkımızı öldürmüş,” Âsâr-ı Bediiye
“Bazan insanın gururu ve nefisperestliği ,şuursuz olarak ,ehli imana karşi haksız olarak adavet eder, kendini haklı zanneder.” Hutbe-i Şamiye
Yazının görsel anlatımına ulaşmak için TIKLAYINIZ
Gurur ve nefisperestlik, insanın cüz-i iradesini ve şuurunu adeta bir sis gibi perdeler. İnsan bu haldeyken “şuursuz olarak” hareket eder. Yani deterministik bir nizamın dışına çıkarak, kendi nefsinin anlık ve yıkıcı arzularına tabi olur. Bu durum, bir hücrenin kendi vücuduna saldırması gibi, toplumsal bünyede bir “iç entropi” başlatır.
Bu şekilde Toplumsal çürüme, bireylerin birbirine olan güven ve muhabbet bağlarının kopmasıyla başlar.
Eğer bir toplumda gurur, hakikatin (Hakkın hatırının) önüne geçerse, insanlar birbirinin meziyetlerini görmek yerine kusurlarıyla uğraşır.
Üstadım hazretlerinin “şuursuz olarak adavet eder” dediği nokta, toplumu bir arada tutan “Elif” bağının kopmasıdır. Bu bağ kopunca toplum, dış müdahalelere açık, zayıf ve “yeis” içinde bir yapıya dönüşür.
Nasıl ki kâinatın her köşesinde zerreleri bir arada tutan ve entropiyi engelleyen sarsılmaz bir çekim gücü varsa; toplumsal bünyeyi de cehalet ve adavet karanlığından koruyan şey, Adetullah’ın manevi bir yansıması olan bu birlik bağıdır. Zira kâinatta vuku bulan her hadise, Adetullah dediğimiz ilahi kanunların ve ebedi bir programın tezahürüdür.
Fenni bir nazarla baktığımızda ise kâinatta tesadüfe yer yoktur; her şey deterministik........
