İnsanın Hakikat İstidadı, Fıtratın Adalet Arayışı
İnsanın eşyayla ilişkisinin sürekli dönüştüğü çağda,
Hakikatin sesinin gürültüler arasında kaybolduğu bir vasatta,
Beşerin zihnî ve içtimaî yapısının sarsıntılar geçirdiği bir dönemde,
İnsanın kendi mahiyetinden uzaklaştığı bir zeminde,
Hakikat arayışının çoğu zaman gürültüler arasında kaybolduğu asırda,
İnsanın iç âlemiyle dış âlemi arasındaki mesafenin açıldığı…
Zamanın hızla değişen şartları içinde kurumsal yapılar, hukuki prosedürler ve devlet otoritesi üzerinden tartışılıyor.
Oysa insanın mahiyetine dikkatle bakıldığında, adaletin yalnızca dış düzenlemelerle değil; insanın yaratılışındaki hakikat istidadı ile anlam kazandığı görülür.
Bu istidat, Risale-i Nur’un kavram dünyasında fıtrat, vicdan ve iç idrak olarak ele alınan derin bir yapıya sahiptir.
İnsanın hakikate yönelişi, dışarıdan dayatılan bir zorunluluk değil; içten gelen bir çağrıdır. Bu çağrı, adaletin yalnızca bir hukuk meselesi değil, aynı zamanda bir fıtrat meselesi olduğunu gösterir.
Fıtratın bozulduğu yerde adaletin sesi zayıflar; fıtratın korunduğu yerde ise adalet, insanın iç dünyasında kök salar.
Fıtrat: Hakikati Tanıyan İç Yapı
Fıtrat, insanın yaratılışındaki asli yöneliştir. Risale-i Nur’da fıtrat, hakikati tanıyan bir “iç referans” olarak ele alınır.
İnsan, bazı şeylerin doğru veya yanlış olduğunu yalnızca öğrenerek değil, fıtratıyla hisseder. Bu his, adaletin en temel kaynağıdır.
Fıtratın bozulması, hakikatin sesinin zayıflaması demektir.
Bile bile, isteye isteye yapılan ve ısrarla devam ettirilen hatalar, yanlışlar, zulümler, haksızlıklar fıtratın duyarlılığını........
