Dünyayı Kalben Terk
İster dünyevi hasılat ve menfaat adına olsun, isterse uhrevi hayrat ve hasenat hesabına olsun tüm kazançlar bir kısım terklerin varlığını istemektedir. Tarik-i Nakşî’de terk silsilesi; “terk-i dünya, terk-i ukbâ, terk-i hestî, terk-i terk” olarak dört mertebede bildirilmektedir.
Nurlu külliyatta bu mana; “Dört şey için dünyayı kesben değil, kalben terketmek lâzımdır.”[1] şeklinde ifade edilmekte, dünyaya teveccühün kalben olmaması gerektiğinin altı çizilmektedir. Bu itibarla:
Kalben Terk; dünyaya bütünüyle sırtını dönmeyi değil, “her hatanın başı dünya muhabbetidir” rivayetini dikkate almayı, ayine-i Samed olan kalbi, kalbin sahibi Rahman’a has kılmayı bildirmektedir.
Kalben Terk; dünyaya nefsin hevası namına değil, hakikat adına, yani esma ve sıfat hesabına kıymet atfetmek, dünyayı kendi medeniyetimiz namına inşa ve imar etmek manalarına gelmektedir.
Kalben Terk; dünyadan kesben vazgeçmeyi değil, dünya ve ukba arasında denge kurabilmeyi, yani bir tarafta dünyevi ihtiyaçları tedarik ederken, öte yandan uhrevi vazifelerini ciddiyet ve hassasiyet içinde yerine getirebilmeyi ifade etmektedir.
Dünyayı Kalben Terk; nefsani zevkler yerine ruhun ulvi lezaize terfi ve terakki etmesini, yani lezzet mahallerinin yer değiştirmesini ifade etmektedir. Evet dünyayı kalben terk, bedene ait cüz’i ve süfli zevkler yerine, kalbe ve ruha dair safi ve külli lezzetlere teveccüh etmeyi........
