menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Öz Kardeş, En Birinci, En Yüksek ve En Fedakâr Talebe: Abdülmecid Nursi-12

20 0
17.08.2026

Değerli dostlar! Bu yazımızda Bediüzzaman Said Nursi’nin ifadesiyle “öz kardeşi ve en birinci ve en yüksek ve fedakâr bir talebesi olan Abdülmecid Nursi’nin1 Bediüzzaman Said Nursi’nin vefatından sonra mezarının çalınması hadisesinde yaşadıklarını anlatmaya çalışacağız. İnşaallah.

27 Mayıs 1960 tarihinde anarşist zihniyetli bir güruh mevcut anayasal düzene karşı silahlı bir darbede bulunarak, mevcut hükümeti silah zoruyla düşürüp, daha sonra da seçilmiş başbakanı ve iki bakanı hukuku ayaklar altına alan bir sahte mahkeme kararıyla idam adı altında şehit ederler. Bu zihniyet sadece insanları hapse atıp, işkence etmek ve öldürmekle kalmaz. Dünya tarihinde eşi benzeri görülmemiş bir mezar hırsızlığına da imza atarlar.

Bediüzzaman Said Nursi’nin mezarının çalınmasına Kürtlüğü sebep gösterilmiş olup, bununla Urfa’yı Kürtlüğün Merkezi olmaktan kurtarmak hedeflendiği görülüyor. Aşağıda aktaracağım makalede görüleceği gibi Bediüzzaman’ın mezarının çalınmasına daha darbe yapılmadan karar verilmiştir. Bu konuda dönemin Milli Savunma Bakanı Ethem Menderes ile Kara Kuvvetleri Komutanı Cemal Gürsel arasında görüşmeler yapılmıştır. Mezar çalma hadisesini resmi veçhesiyle tüm yönleriyle ortaya koyan bir makaleden uzun bir bölümü aşağıda alıntılıyorum.

“27 Mayıs Askeri Darbesi sonrasında I. Cemal Gürsel Hükümeti bu iddiadan yola çıkarak ülkede bir takım yapılandırma ve düzenleme faaliyetlerine girişmiştir. Bu bağlamda Bakanlar Kurulu’nda iç politikaya dair ele alınan gündem maddelerinden yeni anayasa, ordu, laiklik, Kürtler ve Kürt Sorunu gibi meselelerin yanında Said Nursi meselesi de tartışılmıştır.

Bakanlar Kurulu’nun Said Nursi meselesini beşinci, on birinci, on ikinci ve altmış dördüncü toplantılarda ele aldığı görülmektedir. Meselenin ana kaynağını, Said Nursi’nin mezarının Urfa’da bulunmasından dolayı Cemal Gürsel’in Urfa’nın kürtlüğün merkezi olması ihtimaline karşı duyduğu kaygı oluşturmuştur. Başbakan Gürsel’in mezar münasebetiyle duyduğu kaygının dini bakımdan değil de Kürt sorunundan kaynaklanması oldukça dikkat çekicidir (Koçak, 2010: 68). Bu bağlamda Said Nursi’nin bir takım siyasi faaliyetler içinde yer almasının yanında yaşamı boyunca üstlendiği misyonun merkezinde Kur’an ve Risale-i Nur vasıtasıyla İslam’ın öğretilmesi gibi dini konuların daha ağır bastığı bilinmektedir. Ancak çeşitli kaynaklarda ve Nursi’nin kendi eserlerinde siyasete yaklaşımı ve Kürt milliyetçiliği konusunda onun özerk veya bağımsız bir Kürt devletine karşı çıktığı yönündeki görüşler daha yaygın olmakla birlikte Nursi’nin Kürdistan kavramını ve Kürdi lakabını da kullandığı görülmektedir. Nursi’nin mezarının açılması olayının 27 Mayıs 1960 Darbesini takip eden günlerde yaşanması ve bu işin Türk Silahlı Kuvvetleri eliyle yapılmış olması Nursi’nin Kemalizm karşıtlığı ve Kürt Milliyetçiliği yönlerinin I. Cemal Gürsel hükümeti içinde bir kaygıya neden olduğunu akla getirmektedir. Devlet Bakanı Hayri Mumcuoğlu’nun 64. Bakanlar Kurulu toplantısında sarf ettiği “Nurculuğu bu memlekete yaymak isteyen adam aynı zamanda Kürtçülüğü de terviç eder” (Koçak, 2010: C.II, 909) sözleri Cemal Gürsel Hükümetinin Nurculuk ile Kürtçülüğü ne derecede bağdaştırdığını da göstermektedir. Bu noktada Nursi’nin topladığı taraftarlar vasıtasıyla ölümünden sonra da kutsallaştırılarak fikirlerinin yaşatılması ve bu noktada mezarının Urfa’da bulunması Cumhuriyet ve Kemalizm için bir tehdit olarak görülmüştür. 27 Mayıs günü Milli Birlik Komitesi başkanı olarak Cemal Gürsel’in yeni anayasa hazırlığı için görüştüğü profesörler grubuna “Biz üniversiteye inanıyoruz. Yalnız inanmıyoruz, iman ediyoruz… Öyle bir anayasa yapın ki bir daha ihtilal mümkün olmasın dinin istismarına imkân kalmasın.” (Çavdar, 2019: 87,88) şeklinde yaptığı konuşma “Darbe Hükümetinin” rejim ve laiklik üzerindeki denetim isteğini ortaya koymaktadır.

Said Nursi’nin mezarının taşınması konusu resmi kayıtlara göre ilk olarak 27 Mayıs Askeri Darbesi sonrası oluşturulan Birinci Cemal Gürsel Hükümeti’nin Beşinci Bakanlar Kurulu toplantısında görüşülmüştür. Ancak olayın perde arkasına bakıldığında konunun birdenbire bakanlar kurulu toplantısında akla gelmediği, 27 Mayıs öncesinde dönemin Milli Savunma Bakanı Ethem Menderes ve Kara Kuvvetleri Komutanı Cemal Gürsel arasında müzakere edildiği tespit edilmiştir. Ethem Menderes, Nursi’nin ölümünün ardından müritleri tarafından daha da ulvileştirildiği ve bu nedenle sağlığında başa çıkamadıkları Nursi ile ölümünden sonra hiç başa çıkılamayacağı yönündeki endişesini Gürsel’e bildirmiştir.2 Görüldüğü gibi Said Nursi 27 Mayıs Askeri Darbesinden yaklaşık bir ay önce 23 Mart 1960’da öldüğünde, onun mezarının yeri ve durumu dönemin Milli Savunma Bakanı Ethem Menderes ile Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Cemal Gürsel arasında müzakere konusu olmuştur. Gürsel bu görüşmede mezarın ortadan kaldırılarak sorunun çözülebileceğini belirtmiştir. Bu görüşmeden yaklaşık iki ay sonra darbe yapılmış, darbeden sonra da mezarın nakli gerçekleştirilmiştir. Gürsel, Ethem Menderes’le konuşmasının ardından darbe sonrası konuyla ilgilenmesi için 7. Kolordu Komutanı sonradan 1. Ordu Komutan Vekili ve bilahare Genelkurmay Başkanı olan o günkü rütbesiyle Korgeneral Cemal Tural’ın (TSK, 2020) görevlendirilmesini istemiştir (Kumral ve İncesoyluer, 1991: 23-24). Tural, bu doğrultuda İçişleri Bakanı Tuğgeneral Muharrem İhsan Kızıloğlu tarafından özel bir emirle Ankara’ya çağırılmıştır. Tural’ın 27 Mayıs Askeri Darbesi’ni gerçekleştirenler arasında yani Milli Birlik Komitesi içinde yer almadığı ancak Gürsel Hükümetleri döneminde Yassıada idamlarının gerçekleştirilmesi gibi birçok önemli kararların uygulanmasında rolü olduğu bilinmekle birlikte Genelkurmay Başkanlığı yaptığı dönemde de Nurcular hakkında uyarılarda bulunduğu görülmüştür (Selvi, 2011: 170, 175).

Mezar tartışması, temel mesele olarak siyasi partilerin ocak ve bucak teşkilatlarının kapatılmasının görüşüldüğü beşinci Bakanlar Kurulu toplantısında Başbakan Yardımcısı Fahrettin Özdilek’in, Nurcular meselesinin de önemli bir mesele olduğunu ileri sürerek Nursi’nin mezarının Urfa’da bulunmasının uygun olup olmadığı sorusu ile başlamıştır. Bunun üzerine dönemin Başbakanı Cemal Gürsel, Kürt sorunu politikası kapsamında Said Nursi’nin mezarından dolayı Urfa’nın bir merkez haline getirilmesinden endişe ettiği için mezarın Isparta’ya taşınmasının daha uygun olduğunu belirterek daha müsait bir zamanda meselenin halledilmesi gerektiğini söylemiştir (Koçak, 2010: 194). Ardından Said Nursi’nin mezarının taşınması meselesi Birinci Gürsel Hükümetinin On Birinci Bakanlar Kurulu toplantısında İçişleri Bakanı İhsan Kızıloğlu’nun şu konuşmasıyla tekrar gündeme getirilmiştir; “Meselelerimizden biri bildiğiniz gibi Şeyh Said-i Nursi’nin mezarının nakli konusudur. Nursi’nin kardeşi bu konuda bir müracaatta bulunmuştur.” Kızıloğlu bu sözlerin ardından Said Nursi’nin kardeşi Abdülmecit Ünlükul tarafından Konya Valiliği’ne yazılmış mektubu kurula okumuştur (Koçak, 2010: 281). Mektupta Ünlükul’un Konya’da ikamet etmesi ve Urfa’nın Konya’ya uzak olması münasebetiyle kardeşinin mezarını sık sık ziyaret edemediğinden mezarın Isparta veya Emirdağ’a taşınması yönündeki isteğinden bahsedilmiştir (BCA, 1960). Mektup sıkıyönetim şartları altında Kolordu Komutanı Cemal Tural tarafından zor kullanılarak Ünlükul’a imzalattırılmış ve böylece olayın dini ve siyasi bir yönü bulunmadığı gösterilerek, ailevi bir konu kisvesi verilmek istenmiştir (Kumral ve İncesoyluer, 1991: 23-24; Selvi, 2011: 170).

Mektup olayının Gürsel’in isteği üzerine Konya valisi tarafından düzenlendiği aynı toplantıdaki beyanatından anlaşılmaktadır. Mezarın nereye nakledileceği hususunda Kızıloğlu ile Gürsel’in ihtilafa düştüğü de görülmektedir. Kızıloğlu, bu işle ilgilenenlerin isteği ve Isparta’da Nurcuların fazla olması nedenlerinden mezarın Emirdağ’a naklinin uygun olduğunu belirtmesi üzerine Gürsel,........

© Risale Haber