Ramazan Günlükleri (21) Sevginin dramatik akıbeti
Sevmek nedir? Gözün gördüğünü beğenmesi mi, kulağın hoş bir sesi tercih etmesi mi, dilin bir tadı arzulaması mı? Beş duyunun her birinin sevdiği şeyler vardır. Göz güzeli sever, kulak ahengi, dil lezzeti, ten teması, burun hoş kokuyu… Fakat bunların hepsi duyuların tabiatla ve nesnelerle kurduğu ilişkiden ibaretse, sevgi yalnızca biyolojik bir eğilim olarak kalır. Oysa insanın kalbinde doğan sevgi, duyuların ötesine uzanan, daha aşkın bir hakikate yönelen bir kuvvettir. İnsan insanı sever; anne evladını, dost dostunu, karşı cins birbirini… Fakat bütün bu sevgilerin arkasında daha derin bir arayış vardır: mutlak olanı sevme ihtiyacı.
Sevgi, insanın varoluş merkezidir. Kalp boşluk kabul etmez; mutlaka bir şeye yönelir. Sevgi ya Allah’a doğru yükselir ya da nesnelerde dağılır. Bu çağda sevginin en büyük dramı, istikametini kaybetmesidir. Sevgi artık çoğu zaman paraya yöneliyor, kariyere yöneliyor, görünürlüğe yöneliyor, başarıya yöneliyor. İnsanlar “işimi seviyorum” derken çoğu zaman gücü; “kendimi seviyorum” derken çoğu zaman egoyu; “özgürlüğü seviyorum” derken çoğu zaman sınırsız arzuyu kastediyor. Sevgi, mahbûbunu yüceltir; ama modern dünyada mahbûb çoğu zaman maddî hedeflerdir. Böyle olunca sevgi, insanı büyütmez; tüketir.
Mü’min Allah’ı imanı kadar sever. Sevgi, nimeti hatırlamakla artar. İnsan kendisine iyilik yapana meyleder; kalpler iyilik görmeye programlıdır. Fakat modern insan nimeti çoğu zaman doğrudan Allah’a nispet etmiyor; sistemi, şansı, zekâyı veya kendi çabasını öne çıkarıyor. Böyle olunca sevgi yukarıya değil, yatay........
