Ramazan Günlükleri (16) Bilginin 'ilahlaştırılması'
İlim ile mârifet arasındaki tartışma, aslında modern çağın en temel krizlerinden birini teşhis eder. İlmin zıddı cehalettir; mârifetin zıddı ise yabancılık, uzaklık, kopuştur. İlim bilmekle ilgilidir; mârifet tanımakla, bağ kurmakla, yönelmekle ilgilidir. İlim zihinsel bir tasdiktir; mârifet kalbî bir idraktir. İlim haber ve nazarla hakikate ulaşır; mârifet o hakikatin huzurunda değişir.
Kur’ân’ın “Bilmez misiniz, düşünmez misiniz?” hitabı, ilmi teşvik eder. Fakat bu ilim, Allah’a götüren ilimdir. Yani ilim bir araçtır; nihai değer değildir. Modern insan ise bilgiyi kendi başına bir değer, hatta bir kudret kaynağı hâline getirdi. Bilgi güçtür anlayışı, ilmi hikmetten kopardı. Böylece ilim Allah’ın bir sıfatı olarak sahibine raci olmak yerine, insanın egosuna raci olmaya başladı.
Allah’ın “Alîm” oluşu mutlak, kuşatıcı ve hikmetle birlikte bir ilimdir. İnsan ilmi ise sınırlıdır. Modern paradigma bu sınırlılığı unutma eğilimindedir. Bilimsel bilgi ilerledikçe, insan kendini daha hâkim, daha kontrol sahibi, daha belirleyici görmeye başladı. Tabiat çözüldü, atom parçalandı, gen haritalandı. Fakat burada ince bir kayma oldu: Bilmek, hükmetmekle eşitlendi.
Oysa “Onlar O’nu ilmen ihatâ edemezler.” ayeti, insan ilminin sınırını çizer. İnsan hakikati kuşatamaz; yalnızca işaretlerini kavrar. Modern bilinç ise kuşatma vehmi üretir. Bu vehim, psikolojik olarak iki sonuç doğurur: kibir ve kaygı.
Kibir, çünkü insan kendini merkeze koyar.
Kaygı, çünkü her şeyi kontrol edemeyeceğini fark........
