Modern Çağın Yeni İnançları -3
“Enerjisi bana iyi gelmedi.”
“Frekansını yükselt.”
“Negatif enerjiden uzak dur.”
“Yüksek titreşimde olduğunda hayatına güzel şeyleri çekersin.”
Son yıllarda bu cümleleri giderek daha fazla duyuyoruz. Sosyal medyada, kişisel gelişim kitaplarında, alternatif şifa yöntemlerinde hatta günlük sohbetlerimizde bile “enerji”, “frekans” ve “titreşim” kelimeleri hayatımızın içine yerleşmiş durumda.
İşin ilginç tarafı, bunların uydurma kelimeler olmamasıdır. Enerji de frekans da titreşim de bilimin kullandığı gerçek kavramlardır.
Fakat bir kavramın bilimsel olması, o kavram kullanılarak kurulan her cümlenin de bilimsel olduğu anlamına gelir mi?
Asıl mesele burada başlıyor.
Fizikte enerji, iş yapabilme kapasitesiyle ilişkili, ölçülebilir bir niceliktir ve joule gibi birimlerle ifade edilir. Frekans ise periyodik bir olayın birim zamanda kaç kez tekrarlandığını gösterir ve hertz ile ölçülür. Elektromanyetik dalgaların, sesin ve birçok fiziksel sistemin frekanslarından söz edebiliriz.
İnsan vücudunda da elektriksel ve kimyasal süreçler vardır. Kalbin elektriksel aktivitesini EKG ile, beynin elektriksel aktivitesini EEG ile kaydedebiliyoruz. Sinir hücreleri arasındaki iletişim elektrokimyasal mekanizmalarla gerçekleşiyor. Dolayısıyla insan organizmasının fizik ve biyokimya kanunlarından bağımsız olduğunu elbette söyleyemeyiz.
Sorun bundan sonra başlıyor.
Çünkü bilimde tanımlanabilen ve ölçülebilen bu kavramlar, popüler spiritüel söylemlerde bambaşka anlamlara bürünebiliyor.
Bir insanın “frekansının yükseldiği”, başka bir insanın “negatif enerjisinin size geçtiği”, düşüncelerin belirli titreşimler yayarak dış dünyadaki olayları kendisine çektiği veya bolluk, aşk ve başarının belirli frekanslara uyumlanarak elde edilebileceği ileri sürülebiliyor.
Burada artık fizikten söz etmiyoruz.
Çünkü bilimsel bir iddianın en temel özelliklerinden biri ölçülebilir ve........
